|
Bunun sinerji anlatımı ise 1+1=2, aslında 3.gücün devreye girmesidir. Bu, dikey sıçrama yaptıracaktır. 3.güç, aslında farklı bir 1'dir. 2+1(3.güç)=3, aslında 4.gücün devreye girmesi yeni bir 1'in ortaya çıkması ve yatayda deneyimlenmesi olacaktır. Bu şekilde devam edip gider. Bu, ayetlerde "tekler ve çiftler" olarak da ifade edilmektedir.
Bunları bir kristalin kesme yüzleri gibi düşünürsek eğer, ne kadar kesme yüz artarsa, geçit o denli daralır, geçmesi zorlanır. Yüce Meclis denilen 12+12=24, aslında 25.gücü açar, ancak muhteşem bir yüce zaman'a geçişin "dar geçid"idir. Geçit ne kadar daralırsa, geçişin basıncı, tesiri o denli güçlü olacaktır. Geçit geniş olursa, çepere buran şiddet azalır, rahat geçilir. Dikkat edilirse, şeklin müthiş bir derinliği, küreselliği vardır ve her bir kişiliğin giyinilmesi için geçilen yollar, öyle muhteşem bir ağ oluştururlar ki; içe veya dışa doğru zaman ve de kişilik katmanlarını gözlemek olasıdır.
Bunu dünya hapishanesindeki parmaklıklara hapsolmak olarak da düşünebiliriz. Ne denli alt boyutlarda olursak, geçilecek parmaklıklar o denli geniştir. Boyut ya da kişilik sıçrandıkça parmaklıkların arası daralmaya, kafes halini almaya başlar. Daha da üst katmanlarda ince fakat son derece sağlam kafese hatta ince hasır tele dönüşür; geçiş için iyice incelmek, yontulmak gerekecektir. Çok daha yukarılarda ise, artık kafes de görünmez tel de, "cam" olmuştur; ondan geçmek için çok süptil, "ışık" olmak gerekecektir.
Güney HAŞTEMOĞLU
Ortam değiştiği halde biz her şeyi eskisi gibi devam ediyor sanmaktayız. Oysa çok şey değişmiş durumda ve yeni enerjilere uyum sağlamamız için mutlaka hem kendi içimizde hem de öğrendiklerimizle Birlik ve Beraberlik içinde olmamız gerekmektedir. Çünkü bizi tedavi edecek enerji oradadır. Sadece dinlemek ile o enerji ortaya çıkmıyor; eylem sonucu ortaya çıkacaktır.
KATILIM
Hepimiz bir geçiş süreci yaşıyorsak, bedenlerimizin de bazı şeylere bağışıklığı olacaktır. Gerek genel gerekse üst şuurdaki bir hayatın verilerine bağışıklık kazanmalıyız ki, oraya uyumlanalım. Dolayısıyla fiziksel ve fizikötesi bağışıklığı da diri tutmalıyız ki, uyumu doğru yapalım.
Selma MİNE
İşte bu yüzden dünyevî tortuları oluşturacak öfke, kin, nefret, hiddet... gibi duygulardan arındırılmak gerektiğinden söz edilmektedir. Bunları körükleyen nedir? Adrenalin hormonu. Bu hormon kana karıştığı zaman, zihnî melekelerin çalışması durur; dokunsal beden ve onun deneyimler, hazları devreye girer. Bu da bir tür içki almış gibi kişiyi keyiflendirir.
Sözgelimi, çeşitli heyecan sporlarının temelinde, adrenalin salgısı söz konusudur; ama o hormon hücrelere kadar yayılan fiziksel bir kamaşma ve haz duygusu yaratır, bir tür sarhoş eder. Kişi o kamaşmayla kafayı bulmakta, orada yaşaması gereken kendini ifade etmeyi, insanî değerleri kazanmayı para ile sağlamaya çalışmaktadır. Nereye kadar? Erdemleri giyinip yaşanan bir hayat ile parayla satın alıp onları yük olarak taşınan bir hayat ortaya çıkmaktadır.
|
|
|
|
|
Mualla ÇÖMELEKOĞLU
Zamansızlık noktası çok düşündürücüdür. Zaman ile zamansızlığı iç içe olduğu gerçeği, zamanın başlama noktasının zamansızlıkta olduğunu insana düşündürmektedir. Bütün bu anlatılanlardan görülmektedir ki, zamansızlık noktasına bir gidiş söz konusudur. Bunu değerlerle sentezleyecek olursak, insanoğlunun kaderi, iyilikle-doğrulukla hep sevgide yücelerek zamansızlığa doğru gidiş olarak düşünmek söz konusudur. Bize düşen bu, çünkü bilgileri yük olarak taşımamak için, eyleme dönüştürmek ve içselleştirmek hakikaten de şarttır.
Buralarda konuşuyoruz, çok güzel ama dışarı bir çıkıyoruz, bir anda tüm konuşmalar ve sevgi dolu enerjiler gidiyor. Hayat içerisindeki olaylarla burada öğrendiklerimizi eyleme ve hâle dönüştüremiyoruz. "Olmak veya olmamak" kaderî planı ile yaratılmış insan; sevgi hem yol, hem amaç, hem sonuç olmaktadır. Buradan çıktıktan sonra, normal hayatta karşılaştıklarımıza ne yapmamız ve nasıl davranmamız gerekmektedir? En doğru tepkiyi bilmemiz gerekmektedir. Bu da kişiyi idrake götürecektir. Başkasının idraklerini açmalarına nasıl yardımcı olacağımızı bilmek gerekir.
Selma MİNE
Aklımızı kullanmamız gerekmektedir. Çünkü saf sevgi, tek başına yalpa attıracaktır. Kalp çarka veya gönül gözü dediğimiz noktaya kadar olan toprak nefsler, beşerî yapıyı oluşturur. Dışarıda iken yaşamımızı sürdüren, ilişkilerimizi denetleyen bu kişiliklerdir. Biz burada konuşurken, "gökler" ve "ruh" denilen boyutlara yükselmekteyiz. Ayetlerde sözü edilen yeşil ipekliler ve mavi atlaslar ile oturmaktayız. O zaman temel kavramları ve yasaları gözlemlemekteyiz ve üzerinde konuşmaktayız. İçimizdeki tüm kayıtları açmakta, anlatmakta, örneklemekte, muhakeme yapmaktayız. Dışarı çıkarken, enerjimiz yavaş yavaş aşağı iniyor; ya da süptillikten geri çekilmekteyiz ve beşer kişiliğimizin paltosuna veya postuna bürünmekteyiz. Dolayısıyla, dışarıda karşılaştığımız bir olayda, otomatik olarak beşerî yapımız tepki göstermektedir.
Yaşadığımız veya başkalarının yaşamından ibret aldığımız deneylerin gerçekleşeceği kat, toprak kesimidir. Burada yaşanan bir olayı, "meclis"i toplayıp bütün üst katlara anlatmak gerekmektedir ki kalp gözüne "vicdan" olarak kaydolsun. Buraya kayıtlandıktan sonra, siz yapmanız gerekeni yapmazsanız, "meclis" seslenir: "Neden yapmadın?" Bu anlamda, o gönül penceresinin devamlı açık olmasını "sevgi ile yaşamak" olarak düşünebiliyorum.
Eğer dışarıda ve üst boyutlarda isek, cereyan eden olay, bize bir sahne oyunu gibi gelecektir. Üzerimize çamur mu sıçramış, birisi küfür mü etmiş... umursamayız bile; çünkü başka boyutlardayızdır.
KATILIM
Gelişmişlik oranında o vicdan sesi de "cılız" veya "güçlü" olacaktır.
Güney HAŞTEMOĞLU
Bunu şu şekilde anlatmak da mümkündür. Bu toplantıları, ana karadan ayrılarak üzerine çıkılan bir adacık gibi de düşünmek olasıdır. Bu adaya çıkıyoruz, konuşuyoruz ve dönüyoruz. Eğer döndüğümüzde, bu adada konuşulanların hepsi değil de bir-iki tanesini aklımızda tutabilirsek, dışarıda yaşanan bir olay karşısında güçlü kalabiliriz, demektir. Bir dahaki toplantıya geldiğimizde ve yeni şeyler ilave olduğunda, artık dışarıdaki yaşantı bizi o denli etkilemeyecektir. Önem vermediğimiz küçük noktalarda enerjimizi deneyimleyemezsek, büyük olaylara karşı duramayız. Yaşam, gerçekten de bir serüven ve iç gücü yükselten bir olgudur.
Enerji kaybettiğimiz konulardan biri de geçmişle ilgili yerli yersiz, gereksiz ve huzursuz anıları hatırlamaktır. Gelecekten korkularımız da aynı şeklide bize enerji kaybettirmektedir. Sahipsiz olmadığımızı unutmamak gereklidir. Doğru davrandığımız taktirde bizi her an koruyan, kollayan ve bizimle olan bir "güç" vardır. Bize enerji kaybettiren her şey aslında o güce inanmamak demektir.
|
|
|
|