|
Bu birbirinden güzel ama birbirini bütünleyen terimler ve bunların bağlantıları üzerinde konuşmak istiyorum. COŞKU nedir? Bu terim, Kadim Dönemlerde "RUHSAL COŞKU" olarak tanımlanmıştır. Zamanla bu ruh veya ruhsal kelimesi, içini boşaltarak biraz astral bedenle, biraz duygu/ gönül değerleri ile karıştırmamızdan dolayı bugün epeyce kaymalar yaşamaktadır. Sözgelimi biraz önce Günal Hanım'ın sözünü ettiği, ölümden sonraki buğu şeklinde cesetten ayrılan ve günümüzde "ruh" olarak tanımlanan enerji, asıl ruh ile beden arasında çevirmen durumundaki "astal/ göksel/ süptil beden"dir. Aslında RUH ile ifade edilen "aklî melekeler"dir. Yani "Akıl, irade, idrak, mantık ve muhakeme"den söz edilmektedir. "Ölüm" denilen durum, işte o suptil (astral) bedeni kendinde mas edecek enerjiyi kaybeden "ceset" denilen kalıptan, bu aklî melekelerin ayrılmasıdır. Dolayısıyla günümüz tıp dünyası, akli melekelerin kaybından sonrasına "bitkisel yaşam" demektedir.
O halde, bu aklî melekeler, Yüceliğin verdiği coşku, heyecan ile yapılmaktadır. O coşku olmasa, kimse kafasını çalıştırmaz, kimse iradesini, mantığını, muhakemesini kullanmaz. Bu yüzden kutsal metinler, baştan aşağı, "Düşünmüyor musunuz, aklınızı kullanmıyor musunuz?" tarzında uyarı ve sitemlerle doludur. Demek ki öncelikle bu coşkunun yaşanması, hissedilmesi, madde kalıba tesir etmesi gerekmektedir. Bu tesir, bedende "sevinç" denilen hali yaratmaktadır. Kişinin o coşkuyu giyindiği zamanki sevinç "gönül"de meydana gelmektedir. Akıl sevinç duymaz, o duyguyu yaşayan gönül ve bedendir.
VAROLUŞ'un SEVİNCİ - Güney HAŞTEMOĞLU
VAROLUŞ NEŞ'E'dir, SEVİNÇ'tir - Güney HAŞTEMOĞLU
HÜZÜN'den SEVİÇ'e, KARMAŞA'dan DÜZEN'e - Güney HAŞTEMOĞLU
İşte o coşku ile sevincin bir araya gelmesi, birbirini kucaklaması ise AŞK denilen muhteşem bir çekim gücü yaratmaktadır. Bu IŞK veya IŞIK ya da AYDINLANMA halinin başlamasıdır. Bugün bu terimin de içi boşaltıldığı için isterseniz "KOŞULSUZ SEVGİ" diyelim...
"BİR" ÜZERİNE DEYİŞLER (1) - Selma MİNE
İLAHİ AŞK ÜZERİNE SEMBOLİZM - Selma MİNE
Ve bu aşk bizi "eylem"e doğru zorlamaya başlıyor. Dolayısıyla HİZMET AŞKI devreye giriyor. Bu hizmet, öncelikle kişinin "kendine" olan hizmetidir. Bu yüzden eskiler, "Kendine hayrı olmayanın başkasına ne hayrı olacak!" ifadesi ile durumu ne de güzel özetlemişlerdir. Önce kendine, sonra etrafına... çünkü işte o kişi etrafına dönüp baktığı zaman BİZ Bilinci gelişecektir. Bu bilinç geliştiğinde ise o muhteşem birliktelik ortaya çıkmaya ve ve kendini ifadeye başlayacaktır.
"GÖREV BİLİNCİ" BİR ÇEŞİT "İDRAK" ve "ŞUURLULUK"tur - Halim GÜROL
GÖREV BİLİNCİ NEDİR? - Selma MİNE
İnsanlar sanmaktadırlar ki, BİR ve BİRLİK olduğumuzda aynı şeyi düşüneceğiz, aynı şeyi yapacağız, aynı şekilde konuşacağız ya da yaşayacağız. Çok değişik algı ve düşünce boyutları dolayısıyla kişilerin özümlemeleri ve kendi kayıtlarındaki kelime ve sembollerle ifade etmesi farklı anlamlar çıkarmasına neden olabilmektedir. Mevlânâ'nın bir söz vardır: "Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, kimse yeni bir fikir ve düşünce düşünmüyor demektir" der. Değişmeyen tek şey (sabite), değişimin kendisi ise, o büyük hamur, büyük birlik de o değişim sistematiğini kendi içinde o farklılıklarla değiştirecek demektir.
Oysa sistem, "ÇOKLUĞUN TEKLİĞİ"dir. Muhteşem bir çeşitlilik söz konusudur; ama o çeşitlilikte muhteşem bir birlik söz konusudur. Bunu bir müzik eserine benzetebiliriz. Değişik müzik aletleri farklı notalardan çalabilirler, hatta koro da farklı seslerden notaları icra edebilir; ama hepsi TEK bir harika melodi ortaya koyarlar; işte BİRLİK budur. Çok seslilik ile TEK'i ve BÜTÜN'ü oluşturmak...
"BİR" ÜZERİNE DEYİŞLER(2) - Selma MİNE
Herkesin yönlendiği bir coşku ve onun neticesinde ulaştığı bir hizmet hedefi söz konusu olacaktır. Benim coşkum da "sözcüklerin köküne inmek" ve "bilgiler arası bağlantıları kurmak" olsun. Ayetlerde "Aydın" kişilerin birden zamanı geriye doğru aştıkları ve sayılamayacak kadar yıl önceki bilgilerle karşılaştıkları ifade edilir. Bir hadiste ise, "Gün gelecek analar ataları doğuracak" denmiştir. Günümüz bilim adamları ise, beyinciğin devreye girmesi ile insanların "atalar" bilgilerine ulaştıklarından söz etmektedir.
KEHF (Mağara, Sığınak) Sûresi:
10-Üstelik o gençler sığınağa (yiğitler mağaraya) ulaşınca dediler ki: [iz ev'el-fityetü ile'l-kehfi fekaâlû] "Tanrısal Özümüz, geleceğimiz, indindeki merhametinden (yağmurundan) ve bizi doğruya (hidayete, ihsana) götüren emirlerden asla korkmayız!" [rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyy'i-lenâ min emrinâ reşedâ]
11-Bildirdik kulaklarına, mağara yılları ( sığınak süresi) ne kadarsa, her zamanki gibi. (*Beyan ettik kulaklarına, Sinâ Dağı mağarasındaki gibi) [federabnâ alâ âzânihim fiy'l-kehfi siniyne adetâ]
12-Böylece onları sayılamayacak kadar hızla bilgilendirerek, yeniden dirilttik, sonunda HEPLİĞE (hep var oluşa, devamlılığa) büründüler. [sümme be'asnâhüm lina'leme eyyü'l-hızbeyni ahsâ, limâ lebisû emedâ]
Arapça bir sözlük olan "Eb, ebâ, ebû, ebî", baba, ata anlamına gelmektedir. "Ebed" ise sonsuzluk, ölümsüzlük anlamlarını taşımaktadır. Belki de ilk söylenişinde, "sonsuza katılan atalar" anlamında kullanılmıştı. Bilgiler, "gayb" denilen bilinmezlik makamında, bir zamanlar mevcut (vücûd sahibi) olanın halen vücûd sahibi olmadan bulunduğunu işaret etmektedir. Bu onların "ölümsüz" yani "RUH" denilen akıl melekeleri halinde bulunduğu anlamına gelmektedir. Dolayısıyla BİRLİK ve BÜTÜNLÜK bilinci sadece görünen ve kalıba giren sistemi değil, görünmeyen ve kalıpta olmayan sistemi de içermektedir. O halde, COŞKU ile SEVİNCİ bir edip AŞk ile HİZMETE başlayınca BİRLİK Bilinci doğmakta, KÜLLÎ DÜŞÜNCE'ye girilmektedir. Gaybın içinde bu güne kadar düşünülmüş olan ve düşünülecek olan her şey kayıtlı ise, o SONSUZ ve SINIRSIZ bütünlüğe girmek, muhteşem bir haldir. Ve elbette o da sonsuz çeşitliliğin TEK'liğini oluşturmaktadır. işte bu "yeniden dirilme" veya "ölümsüzlüğe geçiş"tir ama bu aynı zamanda, geçmiş atalar bilgisinin de mevcut bedende "yeniden hayat bulması" durumudur.
Zamanın daraldığından söz etti, Orhan Bey dostumuz. Çünkü yeni bir astrolojik çağa girmekteyiz. KOVA Çağına, BİLGELİK Çağına girmekteyiz. Geçen haftalarda Astrolog dostumuz Serdar HASGÜLER'in derneğimizde yaptığı konuşma çok ilginçti: Son 500 yıllık astrolojik çalışmalarda, bu geçiş döneminde son 3 yıl boyunca nasıl bir değişimin olacağı bilgisi mevcut değilmiş. Oysa geçmiş Kadim Bilgilerde, ruhaniyet boyutunda konuyu çalışanların "sembolik" anlatımlar mevcuttur; günümüz insanı ise bu sembolleri bilmediği ve de unuttuğu için, anlatılanı hatırlayamamakta ve büyük bir kargaşa yaşamaktadır. "Maddenin sıfırlanması" veya "dünyanın sonu" denilen olay, saplantıların, putların, vb... maddesel bağlantıların doyumu ile yasaların, prensiplerin, kuralların ve erdemlerin öne çıkması ve bunun da topluca yaşanması; BAMBAŞKA bir BİRLİĞİN ortaya çıkması durumudur.
Yaşayalım ve görelim...
Herkes Kendi Kitabını Yazacak...
Ya "BÜYÜK KİTABI" Kim Yazacak? - Selma MİNE
|