ruzad.gg.jpg


YAŞAM SAVAŞINDA BİR'i YAŞAMAK

Şeytanı Hapsetmek

Melek ile Şeytanı BİR Etmek

Değerimiz "Ne" Kadar?


YAŞAM SAVAŞINDA BİR'i YAŞAMAK


ruzad1k.jpg


Yurdaay ONARAN

yurdaay.jpg

(MİM Derneği Başk.)

Yaşam, var olan her var oluş için bir öğreti. Nefes aldığımız her an, gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz her şey bize bir şeyler anlatıyor. Biz insanlar çoğu zaman farkına bile varmıyoruz, yaşamın bize anlatmak istediklerini duymuyoruz. Yaşamın içinde gerçekte var oluş nedenimizi çoktan unutmuş, kendimize uyuşturucu gibi sunduğumuz sanal nedenlere yaşamımızı dolduruyoruz. Bu sanallığı öylesine gerçek sanmışız ki şimdilerde evren bizi yaşamı sorgulama enerjisi ile beslediği halde, o kurduğumuz sanal gerçekliği kemikleşmiş madde halinden çıkamıyoruz ve salt gerçekle, sanal gerçek arasındayız, bu şaşkınlığı kabul etmekle, etmemek arasındayız ki burada bulunanlar farkındalıkları açık, uyanışa geçmiş ya da uyanmış bilinçlerdir.

Ama yine de şaşkınız, arada kalmanın verdiği bir duygu. Bir şeylerin farkına varıyoruz fakat yaşamın sunduğu sanal gerçek içinde debelenirken, dışındaki salt gerçeğin güzelliğinin çekiciliği bizi sarhoş ediyor. Hem burada olmak, hem oranın farkında olmak kolay değil. Yaşamın denemelerinde, illüzyon içinde sunulanlar bir yandan canını yakarken ve bununla beraber hayatı sorgularken, bir yandan salt gerçeğin, gördüğün ve anladığından daha derinlerine gitme çabası içindesin. Milyonlarca soru var içinde, ikisi arasında ve olduğun "an" ile ilgili. Kim yok derse bence kendini kandırıyordur. Çünkü bu dipsiz kuyudan su çekmeye çalışan bizler sadece sunulan kadar alabiliriz, sadece bu anın içinde anlamamız gereken kadarı bize sunulur. Bu alınanların üstüne yaptığımız düşünce çeşitlemeleri içinde çözüme gidebiliyoruz ve daha öğrenmemiz gereken çok şey var, sadece bunu fark ettik.

Şaşkınız dedim, Çünkü sorgulamalarımız bizi şimdiye kadar yaşam diye yürüdüğümüz bu yolda, göremediğimiz şeylerinde olduğunun sonucunu çıkartıyor. Bu anımıza kadar bunların da var olduğunu, bizden önce uyananlar bize anlatmaya çalıştı.

ruzad1k.jpg

"Aristo, Sokrates, Eflatun, Mevlana, Yunus Emre" gibiler bir şeylerin anladığımızdan, algıladığımızdan biraz daha farklı olduğunu anlatmaya çalıştılar. Ama biz insanlar hep anlamak istediğimizi anladık, rahatımızı bozar korkusu ile bu zamana kadar örtünün altındaki salt gerçek bizi ürküttü. Neden korktuğumuzu bile bilmeden onu örtünün altında tutmayı tercih ettik. Şimdi kıyamet zamanı dediğimiz bu zamanlarda artık korkumuzu merak yenmekte ve örtüyü kaldırma cesaretini kendinde bulanların sayısı hızla artmakta ve bu gibi alanlarda örtüyü aralayıp altına bakabilmenin heyecanını yaşıyoruz.

Şaşkınız, çünkü örtüyü araladıkça kendimizi görmeye başladık ve birbirimizden farklı olmadığımızın farkına vardık. Kimsenin üstünde bir kimse yok. Hepimiz birbirimizin kopyasınız. Sadece yaşam içinde koyduğumuz sınırlar dâhilinde algılamalarımız farklı ama hücrelerimiz içindeki bilgiler aynı. Buna aydınlarımız, bilim adamlarımız dahi şaşırdı. Zencileri bizden yani insan ırkından farklı kategoriye koymaya çalıştıklarından genetik çalışmalarına girdiler ama gördüler ki beyaz insandan, zencinin hiçbir farkı yok.

Seneler önce bir haberde bunu şaşkın bir halde söylediklerini hatırlıyorum. Zenciler, beyazlardan farklı değilmiş diye haber yaptılar. Bence buda gösteriyor ki bilim adamı dahi olsak koyduğumuz sınırlar biz insanları en basit şeyleri bile görmemizi engelliyor.

Şaşkınız, Çünkü binlerce yıldır Din öğretileri ile eğitilmeye çalışılan biz insanlar bir şeyi gözden kaçırmışız. Sevgili peygamberlerimiz bize aslında her birimizin kendileri gibi olması için çaba gösteriyorlarmış. Aslında Peygamberlik gerçek insan olma yolunda bir hedefmiş. Dokunulmaz ulaşılmaz bir makam değilmiş. Cennet ise her bir insanoğlunun peygamberlik noktasına çekildiğinde yaşanacakmış. Düşünsenize, herkesin Sevgili Muhammet, herkesin Sevgili İsa, Musa niteliğinde olduğunu... Çiçekler bile başka açardı herhalde. Renkler dahi bambaşka ışık sunardı. Aslında bunu anlatmak istediler binlerce yıl. Yok, birbirimizden farkımız diyerek. Ama bizler onları ulaşılmaz kıldık bazen bazıların çıkarı için bazen de sözde hayatımızı kendimize kolay kılmak için.

Düşünsenize size "peygamber niteliğinde olabilirsiniz" dendiğinde halinizi. Birden gözünüzün önüne peygamberleri hayatı gelir. Aman Allah'ım ne kadar zor bir hayat. İlk önce, ne olursa olsun hayattan memnun olma hali sizi ürküdür. İtiraf edelim ki bu gerçek. Çünkü biz insanlar yaşadıklarımızı yaratır sonrada onlardan yakınmaktan inanılmaz zevk alırız. Bir düşünün, mutlu bir haber mi dikkatinizi çeker. Yoksa bir vahşet haberi mi? Mutlu bir haberle kaç dakika ilgilenirsiniz, Vahşet haberi ile kaç dakika? Haberler sadece acı haberleri verir oldu neden acaba? Nedeni bizleriz! Bizlerin acı haberleri daha bir ilgi ile izlediğimiz için bize bunu sunuyorlar. Ne istersen onu alırsın!

(devam) - Şeytan'ı Hapsetmek


ruzad@ruzad.org