|
Selma MİNE
Geçen söyleşimizde, IŞIĞIN YOLU'na götüren 8 DOĞRU YOL anahtarını görmüştük.
DOĞRU YOL'un ANAHTARLARI
Bu hafta, bunlardan birini daha yakından gözlemlemek (şahadet) ve bir sonuca varmak (keşif) yararlı olacaktır: Nedir DOĞRU DÜŞÜNMEK, ya da TEFEKKÜR (Fikir Yürütmek)?
Mücrim sayısı arttıkça, suç ortadan kalkar!
Önyargı, bazı şeyleri bilmemek değil, kendi kendini bilmemektir. (Montesquiou)
Düşünür (mütefekkir), düşünülmüşlerin asla yeterince düşünülmediğine inandığı için yeniden düşünen insandır.
(İsmail HABİB)
Sanki birbirinden farklı ifadelermiş gibi görünen bu sözleri, biraz düşününce (tefekküre dalınca), bir kapı anahtarının dişlileri gibi görmek olasıdır.
Mücrim, suç işleyen kişi, "suçlu" demektir. "Sisteme inanmayan ve ahlâk yasalarına uymayanlar" ile "sisteme inandıkları halde ahlâk yasalarına uymayanlar"ın eylemi ve ortamı şeklinde düşünmek olasıdır. Bu şablondaki "cürüm" kavramı yerine işaret ettiği "eylem" veya "durum" konursa, karşımıza çıkan tablo ürkütücüdür:
*"Ahlâksız" sayısı arttıkça, "ahlâksızlığın kötü bir değer oluşu" ortadan kalkar. Çünkü o toplumdaki genel düzen ve yaşam tarzı, artık "ahlâksızlık" olmuştur. Bu demektir ki, o toplum "ahlâksız" bir toplumdur!
Biraz daha açalım:
*"Hırsızlık, dolandırıcılık, saldırganlık, fuhuş, yalancılık ve her türlü bozgunculuk" sayısı arttıkça, bunların "suç" olması ortadan kalkar. Çünkü o toplumun normali bu olmuştur, artık! O toplum, hırsız, dolandırıcı, saldırgan, bozguncu ve aile yapısı çökmüş bir toplumdur. Ve bu toplumda onlara göre azınlıkta kalan kişiler ise, "beceriksiz, aptal, mıymıntı, enayi, fırsatları değerlendiremeyen, bağnaz, tutucu, geri kafalı, zamana uymayan, gerçek dışı yaşayan" kişiler olarak değerlendirileceklerdir.
Şimdi burada dönüp kendimize bakmamız ve DOĞRU KARAR vermemiz gerekmektedir. Biz, toplum olarak bu değerlerin neresindeyiz? Çünkü bir grubun bakış açısıyla ya imrenilen kişileriz, ya da "enayi, beceriksiz, zamana uymayan (avam dilinde yolunacak kaz) kişiler arasındayız.
Peki, "zaman" nasıl bir zamandır?
Zaman, Kutsal Metinler'de, Eski Mısır, Maya ile diğer inançlarda yer alan MAHŞER (kargaşa, ayaklanma, sorgulama ve sorgulanma) ve KIYAMET (toplumsal kalkınma, sıçrama) dönemidir.
Neyin sorgulanması?
Her şeyin... ve tabiî bu arada kendimizin de... İşte bu noktada Montesquiou'nün ifadesi devreye girmektedir: "Bazı şeyleri bilmemek değil, kendi kendini bilmemek..." Bir Uzakdoğu bilgesi şöyle der: "Ahmak olduğunu bilen kişi, o kadar akıllıdır; ama akıllı olduğunu sanan ahmak, gerçekten de ahmaktır!" ki yine, "bildiğini bildiğini bilmek, bilmediğini bilmediğini bilmek de erdemliliktir" ifadesi de bunun formülü gibidir. Montesquiou'nün tanımına göre, kişinin kendini bilmemesi, onu önyargıya (ve de ahmaklığa) sürükleyen en tehlikeli yol olmaktadır.
O halde, "sisteme inanan ve inanmayan ama her halükârda ahlâkî yasaları uygulayan kişiler" ile; "sisteme inanan ve inanmayan ama her halükârda ahlâkî yasaları uygulamayan kişiler"in, kendilerinin nerede durduklarını ve ne olduklarını BİLME'leri şarttır. Durulan yerin bulunmasında iki yöntem vardır: "İç ses" yani "vicdan" ve "dış ayna" yani "başkalarının gözüyle kendine bakma".
*Beşer, kendi dilinden anlayanların arasında, başkalarını aşağılayarak kendini yükseltir. Bu, kendini güzel, doğru ve başarılı gösterebilmek için çokça başvurduğu bir yöntemdir. Önyargı ön plandadır ve inanç öğretilerinin yasakladığı bir durumdur. Beşer güçlüden yanadır, ona baş eğendir ve yalakalık edendir. Kendinden üstüne karşı gizli duyguları kıskançlık ve hasettir.
*İnsan, karşısındaki ile öncelikle empati (duygudaşlık) kurarak, birlikte yükselendir. Bunun için de hem kendini, hem de karşısındakini iyi gözlemesi (şuhud), tanıması (keşif) gereklidir. Tıpkı "Bana arkadaşını göster, sana kim olduğunu söyleyeyim" ifadesinde olduğu gibi. Akıl, beceri ve güce imrenir; onu örnek alır ve onun gibi olmaya çabalar.
*Akıl (Ruh) boyutuna çıkan kişi ise, başkalarının güzelliklerini, yapıcı yönlerini ortaya koyarak; onları yükselttikçe kendisi de yükselendir. İyiyi, güzeli, doğruyu, hayrı, bilgiyi, yapıcılığı, yaratıcılığı anlar; anladığı için de takdir ve teşvik eder!
Dolayısıyla, devamlı "eleştiri" ve "çözümsüzlük", beşerin kendini "doğru ve üstün" gösterebilmek için sığındığı bir limandır. Bu ise hem kendini hem de içinde bulunduğu toplumu karamsarlığa, kötümserliğe, gerilemeye ve çöküntüye sürükler.
Yine baştaki şablona dönelim:
"Çürük" sayısı arttıkça, "çürümüşlüğün çirkinliği" ortadan kalkar!
Peki, öz varlığa kayıtlı olan temel yasalara ne olmuştur?
Bilgiler, şöyle bir tanımda bulunmaktadır: Maddenin karanlığı öylesine yoğunlaşır ve koyulaşır ki, özün ışığı görünmez olur. Öz varlık ile bağlantı kopar. Bu, kişinin helâki, yani ahlâkî çöküntü ve yok oluşu demektir. İşte bu, Muhyiddin-i Arâbî'nin de ifade ettiği gibi, cehennem denilen ahlâksızlık ortamının kendisini oluştururken, bu ortamın temsilcilerinin de yaşamlarından memnun olmaları durumudur. Kimse, memnun olmadığı bir ortamda kalamaz, onu övüp karşısındakileri yeremez.
Bütün bu sistemin kavranabilmesi için "tefekkür" denilen düşünme, fikir yürütme eyleminin gerçekleştirilmesi gereklidir. AYDINLIĞIN YOLU'na götüren 8 ANAHTAR'dan biri olan DOĞRU DÜŞÜNME için yine BUDA (Aydınlanmış kişi) öğretilerine göz atmak yararlı olacaktır.
DOĞRU DÜŞÜNME (tefekkür) IŞIĞI, YÜCE AŞK (koşulsuz sevgi) ile doludur. Buna ulaşmak için 5 adım gereklidir. Ancak bu şekliyle herkesi omuzlayarak yüceltebilir:
1.SEVGİ: Bütün varlıkların mutluluğu ve iyiliğini arzulamak.
2.MERHAMET: Istırap çeken bütün varlıklara şefkat duymak, onları sevgiyle kucaklamak ve onların sıkıntılarını paylaşmak. Dost-düşman ayırmadan, "koşulsuz sevgi" olarak da nitelendirilebilecek Yüce AŞK (ya da sentez kişiliğin, tüm var oluşu koşulsuz kucaklayışı) ŞUUR ve ŞEFKAT üzerine kuruludur. Şuurlu bir şefkat (ki merhamet de rahmet'ten gelmektedir) kişiyi koşulsuz sevgiye götürecektir.
3.SEVİNÇ: Bütün varlıkların başarı ve sevinçlerini paylaşmak. Bu, her türlü hazdan üstündür ve gerçek nimet aşkı ya da Allah sevgisi, sevinçle doludur.
4.İDRAK: Sapıklığın, hataların, fenalıkların etkilerini düşünmek, anlık zevk ve heyecanların değersizliğini ve yok ediciliğini anlamak, fark etmek, ayırdında olmak.
5.HUZUR: Her şeyin üzerine çıkarak, kaderinizi tarafsız bir sükûnet ve kusursuz bir rahatlıkla kabullenmek.
Şimdi, sorularımızı sorma zamanı:
*Düşünmeyi yasaklayan ve sadece töresel ritüellerle yaşamı sürdürmeyi yeğleyen; giderek anlam değiştirmekte olan inanç sembollerini güncel dille anlatamayan öğretilerin temsilcileri, fikir ışığımızı nasıl yakacaklar?
*Işığı yanmayan zihinler, ruhsal aydınlanmayı nasıl yaşayacaklar?
*Sadece dost bildiklerimize değil, dost olmadıklarımıza karşı da DÜRÜST müyüz?
*Onların da ıstıraplarını veya sevinçlerini, mutluluklarını paylaşabiliyor muyuz? Yoksa ıstıraplarına, hatalarına, hastalıklarına, kayıplarına seviniyor; sevinçleri, kazançlarına ve mutluluklarına üzülüyor muyuz?
*DOĞRU İDRAK edebiliyor muyuz? Yoksa işimize geldiği için mi "doğru" kabul ediyoruz? Böyle bir "önyargı" bizi nereye götürür?
*Her şeyin milyonlarca yıldan beri kurgulanan, Yüce Aklın, madde âlemde yaptığı deneyimler olduğunu kavrayabiliyor muyuz? Bizden önce var olan ve bizden sonra da var olacak olan bu müthiş düzenin neresindeyiz? Nasıl bir eylem içindeyiz? Görevde miyiz? Hizmette miyiz? Yoksa bize görev verilmesini ya da hizmet edilmesini mi bekliyoruz? Kimin tarafından?
*Yoksa her şey boş, gelip-geçici bir sürüklenme midir, doğal yasalara dayalı? Peki, o yasaları koyan kimdir veya böylesine matematiksel bir düzen nasıl oluşmuştur? "Doğallık" nedir, nereden sonra "yapaylık" ile kucaklaşmaktadır? Onu da, bunu da, şunu da biz yaratmaktaysak eğer... BİZ KİMİZ?
Dünyanın esasını zihnin esası belirler. (Sir Arthur EDDINGTON, Fizikçi)
Uzay Çağı'nda geçmişi, şimdiyi ve geleceği oluşturan her şey insana verildi.
(Louis de BROGLIE, Fizikçi)
Sanal dediğimiz zamanın aslında GERÇEK zaman olduğu
ve gerçek zaman dediğimizin ise DÜŞÜMÜZÜN bir ürünü olduğunu söyleyebiliriz.
(Stephen W. HAWKING, Astro-Fizikçi)
Büyük "mütefekkir" olmaya gerek yok! Yüce Düzen, herkese "akıl-fikir" ve "irade" (farkındalıkla karar verme) gücü verdiğine göre; bir ucundan düşünmeye başlamak yeterli!.. Bol bol DÜŞÜNCE dolu günler dileğiyle...
14 Nisan 2009
DÜŞÜNCE KİRLİLİĞİ
Doğru düşünüp düşünemediğimizin ayırdında mıyız?
BİLGİLERDE "FAST FOOD" DÖNEMİ
Doğru Beslendiğimize Emin miyiz?
|