|
Adım adım bilinci açılan insanlığın, her döneminde ona uygun bir ibadet yeri düşünülmüştür. Dokunsal insan (beşer) için yapılan temiz, huzur verici, loş, sakin ortamlara; işitsel insanlar (nâs) için ses, koku değerleri katılmış; görsel insanlar (ruhanî) için ise iç ve dış tezyinat, heykel, resim, yazı ve sembolik şekiller kullanılmıştır. Günümüz ibadethaneleri bu üçünün de birleşimi durumundadır, inanç boyutlarına göre.
Bilindiği gibi, günümüz uygarlığı "5.ırk" veya "sol beyin", "sağ el" uygarlığı, ya da "güneş" uygarlığı olarak bilinen uygarlıktır. Artık "SENTEZ KİŞİLİK" devreye girecekse, daha önceden deneyimi yapılan "sağ beyin" ile artık ORTAK bir yaşam söz konusu olacak demektir.
*Dünya (düvüvv = aşağısı) denilen alt boyutlar ve onları deneyimleri kapatılacaksa eğer ve yeni bir "âdem" soyuna veya 6.ırk'a geçilecekse; ritüeller tamamen ortadan kalkacak mıdır?
*Din denilen eğitim ve ahlâkî yetiştirme sistemi başka bir kimliğe bürünerek mi öğretilip anlatılacaktır? Yoksa inanç sistemi, başka bir şekilde (şimdiye kadar olduğu gibi) devam edip gidecek midir?
Osho'nun (Doğu Tapınaklarının Gizemli Sırları ve Sesin Gizemi) yazdıklarına bir göz atalım:
Dünyada, adı ister cami olsun, ister kilise, ister stupa olsun, tapınağa benzer bir şey inşa etmemiş hiçbir kavim yoktur. İnsan bilincinden böyle bir şey çıkmıştır. Bu kör bir taklit sonucu değildir. Manevi bir dürtüdür. Bugün aradan binlerce yıl geçmiş olmasına, ... çağdaş, entelektüel bireyler onu kabul etmezken, insan yüreği hala bu anıya sahip çıkar. ... Bu bilgi neden bilinçaltında? Çünkü hiçbirimiz bu dünyada yeni değiliz. Tekrar tekrar geliyoruz. Var olmadığımız bir zaman hiç olmadı. Bu bilgi hala uyur vaziyette de olsa, mevcut insan tanrısallığa dair derin bir anlayışa sahip olmadan, derin bir ilahi deneyim olmaksızın, tapınak inşa edemezdi.
Bize gelen misafirler için misafirhane yaparız; hiç misafir gelmeyecek olursa hiç kimse misafirhane için masraf yapmazdı. Tapınak yapma fikri, tanrısal olanın insanlar için yalnızca hayal ettikleri değil, aynı zamanda yaşamın içinde deneyimledikleri bir şey olduğu zamanlarda ortaya çıkmış olmalı. Üçüncü dünya savaşı çıkıp tüm teknoloji ortadan kalksa, sadece bir radyo kalsa, başka bir yerde gerçekleşen bir şeyin alıcısı olarak hizmet etmiş dalgaları alarak bir araç görevi görmüş, onları dinleyene ses olarak sunmuş olduğunu: onun aracılığıyla müzik ve konuşmalar dinleyebileceğini anlamak mümkün olmaz.
Tapınaklar da bir zamanlar tamamen aynı şekilde alıcı araçlar olarak hizmet sunmuşlardı. Tanrısallık her yerde var olduğu, insanlar da her yerde yaşadığı halde, ancak belirli koşullarda, içimizdeki tanrısal olanla aynı frekansı yakalayabiliyoruz. Tapınaklar da alıcı merkezler olarak hizmet etmiş, tanrısal olanın varlığını hissedebilmemizi, tanrısallığı hissedip ruhsal olarak yükselmemizi sağlamıştır. … tapınakların kubbeleri, gökyüzünün şekline bağlı olarak ortaya çıkmış. Buradaki amaç kendi sesinin çınlamasını ve yankılanmasını duymaktır. Kubbeler okuduğumuz duaların tınlamalarını, tekrar bize sekmesini sağlayacak şekilde inşa edilmiştir. Kubbe ne kadar yuvarlaksa, sesin geri gelmesi o kadar kolaylaşır, yankısı o oranda artar. Taşın da sesin titreşimini inanılmaz derecede çoğaltma özelliği vardır. ... Kişi tanrısal olanın huzurunda sıradanlıktan çıkar, dualarına cevap gelen kişiye dönüşür. Bu tamamıyla ilahi deneyim insana nüfuz etmeye başlar. Oluşan ses insan sesi olmasına rağmen yankılandığında yeni bir güçle tınlar ve yepyeni enerjilerle dolar. Kişi orada yalnız başına, kusursuz bir sessizlik ve huzur içinde ... ses çemberi oluştuğu anda düşünce durur. Bu bilinç ötesine işaret eden andır.
Hintli bilgeler, "Ses elektriğin daha ince bir biçimidir. Elektrik sesin bir formudur. Aslında her şey elektriğin farklı bir formudur. Elektrik değil, ses temeldir. Ve hatta tanrı sestir" diyorlar.
Kubbe şeklindeki tapınaklar, sesin bu dönüşümünü yaşamak için yaratılmışlardı.
"Ses mutlak varlıktır" diyen bilgelerin yaşadığı en yüce deneyim bu mutlak varlığın deneyimiydi. Tüm melodiler, usûller ve türevleri Doğu'dan çıkmıştır. Bunlar mutlak varlık deneyimlerinin sese dönüşmüş uzantılarıdır. Müzikal besteler de tüm dans türleri gibi önce tapınaklarda ortaya çıkmıştır. Kendini adamış bir insanın, sesin sayısız farklı etkilerini yaşaması öncelikle tapınaklarda gerçekleşiyordu.
Sesin tapınaktaki etkisi ve tapınağın kendisi deney yapmak üzere düzenlenmişti. Bir "sözcüğün sesi"nin etkisini anlamak, işlevlerini bulmak için. Ses ilmi, inişler, çıkışlar, sessiz aralıkların uzunlukları başlı başına bir gizemdir.
Tapınaklarda ses aracılığı ile mutluluk, sevgi, huzur ve neşe sağlanıyordu. Ve bu duygularla kişinin yaşama karşı tavrı bütünüyle bir dönüşüm geçiriyordu.
........................
Buraya kadar, içine giren insanlara tapınağın sağladığı yararlardan bahsettik. Ancak tapınakların dışsal bir önemi ve kullanımı da söz konusudur. Tapınağın içinde meditasyon yapanlar bazı ses titreşimlerini harekete geçiriyor, tapınağın tüm atmosferini bu enerji ile yüklüyordu. Tapınak yalnızca içeride değil, dışarıda da titreşiyordu ve dışarıya belli dalgalar yayıyordu. Bu yaşayan tapınağın özelliğiydi. Oraya yararlanmak için gelmeyenleri de etkiliyordu. Oradan geçmekte olan bir kimse civarda bir tapınak olduğunu bilmese bile, havadaki değişikliği, atmosferdeki dönüşümü hissederdi.
Tapınakları enerji ile doldurmanın birçok yolları vardı. Yanan tütsüler, çiçek kokuları, sandal ağacı macunu, çanlar, türlü kokular... Her mantra kendi kokusunu yaratır. Her mantra belli bir içsel ışık üretir. Tapınakta ne kadar ışık olması gerektiği de o içsel ışığa göre belirlenirdi. Tapınaklarda parlak elektrik ışığının altında oturan kişilerin cehaleti gerçekten inanılmazdır
*Şekil ibadetinde olanlar için gerçek ibadet yeri belli mekânlardır; ki bu mekânlar da çok eski geçmişten itibaren, dünyanın belli pozitif enerji noktalarına kurulmuştur. Giderek tapınaklar, kilise ve camilere dönüşmüştür. Dolayısıyla, bu mekânların yer aldığı alanlar da önce doğal sonra da onun üzerine bindirilmiş müthiş bir güç ile yüklenmiş, ışımaya sahip değerleri oluşturacaktır.
*Gönül ibadetinde olanlar için ibadet yeri, Hz.Mevlânâ'nın, "Tanrının oraya uğrayıp uğramadığı bilinmez, ama şu gönlüme ara sıra uğrar" ifadesinde olduğu gibi "vicdan"ın mekânı olan "yürek" ve "gönül"dür.
*Bilinç ibadetinde olanlar için ise ibadet yeri, Tanrısal (koşulsuz, tarafsız, insaflı) Sevgi "adalet"in belirdiği "zihin perdesi" ve "ruhî melekeler" (irade + muhakeme + akıl + mantık + idrak)'dir.
*Din dönemi denilen "mistik" çağdan, her şeyi bilimsel gözle inceleyip irdeleyeceğimiz "bilgi" çağına geçtiğimizde, bazı kaynakların sözünü ettiği gibi, fiziksel ibadet (tapınma) yerleri birer "müze"ye mi dönüşecektir? Peki müze olması, işlevinden yararlanılması anlamını taşıyacak mıdır: camilerde çinilerinin, yazı süslemelerinin, kiliselerde ya da stupalarda resimlerinin, heykellerinin sergilenmesi ötesinde?
*Yoksa günümüzde çoğu öğretim kurumuna dönüşen geçmişin askerî tesisleri gibi, başka bir fonksiyonu mu üstlenecektir? Sözgelimi bir tür konser salonları gibi... İstanbul yaz festivallerinde Aya İrini Kilisesi'nin batı konserleri sunumunda kullanımı, bizden de örnekler olarak gösterilebilir.
*Batı bu çalışmaları geçen yüzyıllardan beri yapmaktadır. Birçok bestecinin dünyaca ünlü senfonileri, aslında kilise müziği olarak hazırlanmış ve sunulmuştur. Müslümanlık ise, bu konuda daha tutucu davranmış; kur'an okuma, ilâhiler ve mevlit gibi insan sesinden öte bir enstrümanı, camie sokmamıştır. Acaba öyle kalmaya mı devam edecektir; yoksa o da giderek (belki de insan sesi ağırlıklı) farklı bir kullanıma mı dönüşecektir?
*Yoksa "gerçek" inançların incelendiği ve uygulamalı öğretildiği, öğretim kurumlarına ve hatta halkevlerine mi dönüşecektir?
İnançlar devam edecektir... Ama görülen odur ki, ibadet şekli ve de yeri değişecektir...
24 Mart 2009
|