ruzad.gg.jpg


HÜZÜN'den SEVİNÇ'e - KARGAŞA'dan DÜZEN'e
RUHSAL YOLCULUK


HÜZÜN'den SEVİNÇ'e - KARGAŞA'dan DÜZEN'e
RUHSAL YOLCULUK


ruzad_ba_likk.jpg

Güney HAŞTEMOĞLU

sevin_-d_zen.jpg

AKLIN KALBİ DENEYİMLEMESİ

HÜZÜN'den SEVİNÇ'e
KARMAŞA'dan DÜZEN'e
LAUBALİLİK'ten CİDDİYET'e
YOKLUK'tan VARLIK'a
YALNIZLIK'tan DOSTLUK'a
GEÇİCİLİK'ten EBEDİYET'e
YAVANLIK'tan YARATICILIK'a
KAVRUKLUK'tan GELİŞME'ye
HASTALIK'tan SAĞLIK'a
SALAKLIK'tan EVRENSEL ZEKÂ'ya
HAYLAZLIK'tan HİZMET'e
GÜÇSÜZLÜK'ten GÜÇ'e
KORKU'dan SEVGİ'ye
İNANÇSIZLIK'tan TESLİMİYET'e
AYRILIK'tan BİRLİK'e

İnsan ruhsal bir varlık olarak tamamen madde realitesine bağlı olarak yaşıyor göründüğünde bile ruhsal yaşamın dışında kalamaz. Çünkü onun gerçek doğası ruhun doğasıdır.

İNANÇSIZLIK

İnsan çoğu kere kendini yalnız hisseder. Gelecek endişesi yaşar. Sahip olduklarını kaybetmekten korkar. Sevilmemek, değersiz kabul edilmek, başarılı olamamak gibi endişeler yaşar.

Ya da kendini çok güçlü hisseder, çok beğenir.

Kısaca güçsüz hissediyorsa zavallı, güçlü hissediyorsa zalimdir. Her iki durum da gerçekte aynı zihin halinin yanıltıcı tezahürleridir. Ve temelinde Vareden'e karşı inanç eksikliği yatar.

İnsan inandığını sanıyor, ama gerçekte inanmıyor.

Yaratan insana şahdamarından daha yakın, gönlümüz O'nun tahtıdır gibi bilgiler, O'nun bizi her an koruyup gözettiği inancı bizde çok soyut kalıyor. Bir nevi duvarımıza astığımız tablo gibi.

KAOS

İnsan ruhsallığı üzerinde düşünmez, şöyle veya böyle yaşadığı ruhsallığının dayandığı yasaları anlamazsa gerçek kimliği hakkında kaos içinde kalır. Bir şeylere inansa da bu inanç bir sistem oluşturmaz; dağınık, aralarında doğru ilişki kurulmamış, sebep sonuç bağlantısı olmayan sözüm ona bir bilgi kümesinden ibaret kalır. Kişi inanıyor gibi görünse de her an bu inancı çiğner. İnancın çiğnenmesi, dolayısıyla vicdanın sesine kulak verilmemesi varlığımızın esası olan Yüce Ruhsal Yasalara aykırı eylemler ve aykırı yaşam biçimidir.

Ruhsallık açısından bu rastgele yaşam, insanın bütün acılarının kaynağıdır. Ruhsal Yasalara karşı geliş çok yönlü olarak bizi sarsar, gelişimimizi, yaratıcılığımızı kapatır. Endişeler, korkular, tatminsizlik, yalnızlık duygusu, sevgi ve onay arayışı, mutsuzluk ve daha nice olumsuzluğun altında yatan budur. Kimi zaman kendimizi güçlü, neşeli, mutlu, başarılı, muktedir hissedebiliriz. Ancak bütün bunlar pamuk ipliğine bağlıdır. İstenmedik ilk olayla hepsi sıfırlanır. Çünkü bunlar bizde zaten yoktu. Birtakım koşullara bağlı olarak öyle bir zan içindeydik. Koşullar değişti, her şey sıfırlandı.

Koşullara bağlı olarak kendimizi iyi veya kötü hissetmemiz aynı zihin yapımızın, inançsızlığımızın tezahürleridir. Olayın gerçek dünya ile ilgisi yoktur.

SALAKLIKTAN EVRENSEL ZEKÂYA: AKLIN KALBİ DENEYİMLEMESİ

İçinde yaşadığımız dünya egomuzun deneyimlerinin sonucu olan dünyadır. Bu nedenle insan sayısı kadar egosal dünya vardır ve insanlar aralarında anlaşamazlar, birinin ak dediğine öbürü kara der. Ve insanlar birlik olamazlar.

Ruhsal çalışmalar beynimizin ya da aklımızın ruhsal gerçekleri deneyimlemesini sağlar. Buna aklın kalbi deneyimlemesi diyebiliriz. Ruhsal yasaların anlaşılması ve Ruhsal Yasalara uygun bir yaşam, zihnimizi yükseltir; inanç soyuttan somuta çevrilir. Akıl Evrensel Sevgi Yasasının içinde yer alan iyilik, doğruluk, teslimiyet, şükür, hizmet yasalarının somut sonuçlarını görür. Çünkü yasalar, inanç kişide eyleme dönüşmüştür.

Somut mutlaka elle tutulan gözle görülen şey değildir. Aklın gözü ile görülen şeyler de somuttur. Akıl deneyimlerle genişler. Sevgiyi, doğruluğu, iyiliği deneyimlersek, evvelce soyut olanı, kalple birleşen akıl gözü, somut olarak görür. Teslimiyet, şükür, hizmet deneyimlendiğinde akıl fizik ötesini somut olarak görür. Nasıl ki aşk bir deneyimdir ve âşık olanın aklı için bu somut bir olaydır. Ama bunu deneyimlememiş olana anlatamazsınız. Hatta denize girmeyi deneyimlememiş insan ne o ürpertiyi, ne suyun insanı kaldırışını aklıyla kavrayamaz.

Demek ki aklımız deneyimlemediğimiz konularda bilgi sahibi değildir ve bunun da farkında değildir. Elinde mevcut verilere göre ahkâm keser. İşte bu ahkâm kesmeler inancın önündeki en büyük engellerdir.

Biz ruhsal yaşamla başka bir deneyimler alanına giriyoruz. İyiliğin, doğruluğun ve sevginin bilgisini deneyimlemeye davet ediyoruz. Yani biz bundan fazlasını söylemiyoruz. Çünkü kimse deneyimlemedikçe bilmeyecektir. İşte bu deneyim alanı aramızdaki farklılıkları ortadan kaldıracak ve bizi birliğe ve dostluğa götürecektir.

Bunu yaşadığımız zaman görürüz ki, bugünkü endişelerimiz korkularımız, güçsüzlüğümüz, mutsuzluğumuz ne kadar çocukçaymış ve aynı zamanda güya korkusuzluğumuz, mutluluğumuz, gücümüz de bir zandan ibaretmiş.

Ve yine görürüz ki birlik olmak O'nunla olmaktır ve güç, mutluluk O'nun bize bağışladığı olarak birliğe aittir. İnanç birlikte tamamlanır. Fizik ötesi birlik de somuttur. Birlikte bireysel engel kalmaz. Birlikte egonun bireyselliği gider, geriye gönlün hepimizde ayrı ve eşsiz olan tek rengi kalır.

Bu noktaya erişebilen insanın gücü, muktedirliği, sevinci, mutluluğu dış koşullara bağlı değildir. Ve o kişi yalnız da değildir. Herkes onun dostudur, çünkü o herkesin dostu olmuştur.

Aşık Veysel, dost arıyorsan gerçek dost O'dur der. Ben herkesin dostu olmuşsam artık ben, ben değilim; herkes benim dostum olmuşsa, artık herkes de herkes değildir. Bu sırra ermektir, şu kendi yarattığımız dünyadan çıkıp, başka bir gerçek dünyayı asıl dünyayı YARATAN'ın bizim için yarattığı dünyayı yaşamaktır.

GEÇMİŞ KONUŞMALARA DÖN


ruzad@ruzad.org