|
TANRISAL ÖZ'e BENZEMEK NASIL OLUR?
Selma MİNE
Doğru Yol'un anahtarlarını tek tek kullanarak yapılan uzun yolculuğun sonunda, SAFLIK katına ulaşıldığında; TAHT denilen Hayat Ağacı'nın 10. kademesinde, kişinin kendi kendisinin Efendisi olması durumunda; "El değmemiş eşlerinizle karşılıklı oturacaksınız" ifadesinde belirtildiği üzere, kendi öz varlığımız ile yüz yüze geleceğimiz müjdelenmiştir. BU katta Doğru YARATIM ve kader programının sonu ile yeni yaşamın Doğru YAZILIMI söz konusudur.
KADER PROGRAMI'na SON: DOĞRU YARATMA
Kendi Kitabını Yazacak...; Ya BÜYÜK KİTAP'ı KİM YAZACAK?
TOHUM olmuş kişinin; makamı, maddeselliği ve varoluşu farklı boyutlardaki Tanrısal Öz'üne bakışı nasıl bir eylemdir? Bir ayna ile tanımlanan bu bakışımda, aynadaki birer görüntü olan bizler, ışığın maddedeki yansımalarıyız; ama Muhyiddin-i Arâbî'nin de dediği gibi, "Bu maddesellikteki gerçeğiz!"
O zaman, bu maddesellik ile o madde ötesi arasındaki en büyük benzerlik nasıl bir ortak paydada birleşmektedir? Bu konuda A'lâ Sûresi, önemli açıklamalarda bulunur:
Ayet:1- Yüce Rabbin (Öz'ün) hısımlığını sırala:
Ayet:2- seviyeli yaratımını,
Ayet:3- ve doğru ölçümlendirmesini,
Ayet:4- ve dahi ak ile karayı (düaliteyi) ayırmasını,
Beşer için, Yücelik ile kendisi arasındaki benzerliğin ne çeşit bir "doğruluk, düzenli oluşum, seviyelenme, eşitlenme" olabileceği ile ilgili sorularına da şöyle bir yanıt verilmektedir:
Bu benzerlik:
1.Düzenli bir formu oluşturması demek; Yüceliğin de düzgün ve düzenli bir formu olduğunu ifade etmektedir. O halde, maddede görünen ve algılanan tüm sistemler, mekanizmalar, işletim şemaları, vb... BÜTÜN için de söz konusudur.
2.Düzenli bir plan ve programın varlığı ve uygulanması söz konusudur.
3.Sebep-sonuç zinciri içinde düal/ikili sistemin deneyimlenmesi ve İRADE'nin kullanılarak, doğru olanın seçilmesi, ayıklanması ve bilgi birikimi söz konusudur.
Giderek maddede form alan ve yaratıcı düşünceyi çekerek maddeyi evire çevire yeni formlar yaratmaya başlayan insanoğlu için bu sistemin kendi içinde tekrarlaması da bu benzerliğin başka bir ifadesini oluşturacak demektir. Yani TOPLUMLAR da:
1.Düzen içinde ortaya çıkacaklar ve gelişecekler,
2Toplumların da kendi içlerinde (dikey) katmanları olacak,
3.Toplumlar da hayatiyetleri açısından plan ve programa göre hareket edecekler,
4.Toplumlar da kendi ikilemleri (yatay) içinde bulunacak ve kendi iradeleri ile kendi var oluş seçimlerini (dikey) yapacaklardır.
Dünya ortamına dönülüp bakıldığında, sistem yasalarının ne büyük bir düzende kendini sonsuz-sınırsız tekrarladığını algılamak olasıdır. Özellikle de KIYAMET denilen ve topluca kalkınılan, yükselinen, dirilinen dönemde; bu yasaları doğru uygulayanlar için, kademe yükselme denilen terfi (ER-RAFİ) yasaları uygulanıp evrimleşme sıçrayışları yapılırken; sistemi tersine döndürenler için de derece düşme (EL-HAFID/Z) Yasaları devreye girecektir.
Ayet:5- Tortuların kararıp keder bastırınca
Ayet:6- O zaman, düzene sokan bu üç kuralı anımsa.
Ayet:7- Yüceliğin izniyle, şüphesiz onların çehresi gizlenmez, görünürleşir.
Görüleceği üzere, kişilerin bunalıma düşmeleri, strese kapılmaları, çeşitli varsayımlar içinde alabora olmaları durumunda; bu üç kuralı anımsamaları, kendilerini kurtarmaları için de ön ayak olacaktır. Çünkü son zamanlarda kişilerin kendi kendileriyle, başkalarıyla ve gruplar arasında çıkan sorunlardan biri de "BİLGİ"nin nereden aktığıdır.
ÖZ'ün BİLGİSİNE NASIL ERİŞİLİR?
*Kişi "nefsiyle" yani "şeytanî" yönüyle mi muhataptır? Dolayısıyla dünya bilgileri ile kişilik değerleri çatışmakta ve kendisine, hoşuna gidecek kıvamda yanıtlar gelmektedir. Burada devreye giren egolardır ve elbette kişiyi üstün gösterecek ifadeler bilgilerin içinde geçecektir. İnsanlığı kurtarmak, ülkeyi kurtarmak, dünyayı kurtarmak, hatta kozmosu kurtarmak... gibi.
*Kişi, "ruhanî" yönü yani bazı inançlarda "melek" olarak ifade edilen "akıl" boyutları ile mi muhataptır? Duru-duyular ve geniş bir zihin yapısı ile gayptaki (görünmeze/ bilinmeze saklanan) bilgileri akıtmaya başlar. "Hizmetli olma" düşüncesi onu belli bir yola doğru "Kanalize" edecektir.
*Kişi Öz Varlığı'ndan mı akıştadır? Yani erdem basamaklarını çıkmış ve tahta oturmuştur. İlk akış bilgileri, kişinin eski enkarnelerinde kazanmış olduğu soyut bilgilerdir ve mevcut dünya bilgisi ile açıklanabilmesi için bazı anahtarlara ihtiyaç duyulabilir. Bunlar, geçmiş yaşamından transfer olan ve yaşadığı kader programına da temel teşkil eden değerlerdir. Bunların anımsanması bir tür vizyonlar veya rüyalarla kişiye gelip bulacaktır. Hizmet aşamasında, kişinin yaşam çizgisinde değişiklik yaparlar veya sonuç alındıkça devreden çıkarlar. Çünkü eski kayıtların yenileriyle tazelenmesi, güncellenmesi söz konusudur.
*Kişi, başka bir varlığın tesirinde midir? Bu varlık, onun hamisi ise, zaten konuğu durumundadır; ama kişi maddeye gömülmüş durumdaysa ve özün bağlantısı zayıf ise, herhangi bir astral (spatyom) boyut varlığının veya serbest düşüncenin tasallutunda kalabilir. Buna "obsesyon" denmektedir.
*Kişi BÜTÜN'den mi akıştadır? Yani Küllî Şuurun (düşünce okyanusunun) akışında mıdır? Bu durumda, aynı bilgi, çok değişik kişilerden benzer şekilde akacaktır ve topluma yansıyacaktır. "Teyit" denilen işlem, bunun en güzel değerlendirilmesidir.
*Kişi, soyut kavramlardan, maddeye değmemiş Yücelikten mi bilgi aktarmaktadır? Bu bilgi soyut, basit, net ve yeni/ işlenmemiştir.
*Bilgi, nefsanî ve ruhanî yönü dışında, kişinin Tanrısal Öz'ünden akar! Hatırlanacağı üzere beden arabasının "atları": nefs/ benlik; "arabacı": akıl/ ruh; "görünmeyen yolcu" ise Tanrısal ÖZ Varlığın kendisiydi. Bu durumda, arabanın sahibi, eğer bir başka yolcuyu (hamiyi veya kendi seviyesinde/ kendinden üstün bir varlığı) arabaya davet etmezse, söz sahibi olan kendisidir.
Davet eder de sözü konuğa bırakırsa, bu öğreti-eğitim programlarının (genelde medyomik) çalışma şeklidir; "....." Planı şeklinde kendilerini tanıtırlar. Eğer kişi hipnozda değil de açık şuurda ise, bilgi akışı sırasında bu plana kişinin kendi özü, ruhani yönü veya nefsi de soru yöneltebilir.
*At/atlar hırçın ve serkeş, arabacı dalgın ise, asıl yolcudan önce arabayı ele geçirmeye çalışanlar olabilir ki buna, yukarda da değindiğimiz gibi, obsetör ve olayın kendisine de obsesyon denir. Vahim olan, bilgilerin dünyevî, karmakarışık ve hezeyan içinde verilişidir. Bu bazen öylesine aşırıya gidebilir ki, kişi suç işlemeye ve bundan da zevk almaya başlayabilir, çok tehlikelidir. Sağlıklı bir yolculuk için aklın "adaleti" ile nefsin "vicdanı"nın dengelenmesi gereklidir.
Ayet:8- Ve soldakiler rahat edemezler,
Ayet:9- Onlara anımsat, eğer bir fayda verirse...
Ayet:10- Yürekleri ne kadar haşyet doluysa (sevgi-saygıyla titriyorsa) o kadar anımsayacaklardır,
Ayet:11- ve bozguncu olanlar da uzak duracaktır!
Ayet:12- Üstelik Kübrâ'nın (Manevî cehennem) ateşine yaslandıktan,
Ayet:13- sonra ne ölünür ne de hayat bulunur!
Soldan kitabı alanlar yani şekle kapılanlar, maddede kalanlar, sıkı sıkıya eskiye bağlanıp yeniliğe kapananlar, senteze ulaşamayanların yüreklerinde sevgi-saygılı olmadıkça, Tanrısal Öz'ün bu değerlerini idrak edemeyeceklerinden; şaşırtanların, bölücülerin, bozguncuların etkisinde kalacaklardır. Yani arabaya, yandaşlarını alacaklardır. Böyle bir düzene kapıldıktan sonra kişi, bulunduğu katın değerlerine hapsolup kalmıştır artık. Onlardan sıyrılamadığı, kendini kurtaramadığı ölçüde ne o değerleri silkeleyip atabilir; ne de düşüncelerini, fikirlerini, inançlarını değiştirebilir.
Ayet:14- Ne kadar arınılırsa, o kadar maddî-manevî mutluluğa erişilir!
Ayet:15- Ve Tanrısal Öz'ün yüceliği anımsanır.
Ayet:16- Dünya hayatının gizemine kapılırsınız,
Ayet:17- oysa ahret (sonrakiler) hayırlı ve bakîdir,
O halde, kişinin kendi öz varlığı ile buluşmasında "düşüncelerde ve duygularda arınmak", önemli bir basamağı oluşturmaktadır. Ayrıntılardan, fazlalıklardan sıyrılarak her ne olursa olsun, işin özüne varmak, "dünya hayatı"nın da sırrına ulaşmak için bu sonsuz sınırsız açılımın içinde kaybolarak maddeye gömülmemek; sonraki yaşamın varlığını,daha pek çok sınırsız deneyim imkânlarının da olacağını unutmamak gereklidir.
Ayet:18- şüphesiz bunlar şu yüce sayfalarda da vardır,
Ayet:19- İbrahim ve Musa'nın sayfalarında.
Dolayısıyla tüm bu anlatılanlar daha önce görevlendirilmiş olan habercilerin ve elçilerin indirdikleri bilgiler (sayfalar) içinde de yer almıştır. Tüm bilgiler birbirini doğrulayıcı ve tamamlayıcı durumdadır.
İNANMAK... AMA NEYE?
*Eğer kendimize karşı dürüst davranırsak, hangi düzeyde olduğumuzu görmemiz olasıdır!
*Nefsaniyetimiz mi konuşuyor? Egolarımızla kendimizi tatmin edip, dünyayı kurtarma veya değiştirme çabasında mıyız?
*Ruhanî yönümüz mü devrede? Duru-duyularımızın renkli dünyası bizi oyalıyor; ince nefsimiz ile kendimizi tatmin edip soyuta yükselmeyi gereksiz mi buluyoruz?
*Fikir ve düşüncelerde saplantılarımız var mı? Kendimizi yenileyebiliyor muyuz? Yoksa eskiye bağlanmak bizi rahat ve huzurlu mu kılıyor?
*"Dost acı söyler" deyiminde olduğu gibi, yegâne dostumuz olan "Tanrısal Öz"ümüzün sesi bizi rahatsız ediyor mu? Onu bastırmaya, duymamaya çalıştığımız oluyor mu? Kendi kendimizden kaçabilir miyiz?
*Aklımızdan geçen bir sözü karşımızdaki kişiden duyduğumuzda "Benden daha uzun yaşayacaksın!" ifadesi nasıl bir gerçeği yansıtmaktadır?
*Bir yerde ettiğimiz bir kelâmın başka bir yerde başka birinin ağzından da duyulması; verilen bir bilginin başka bir yerdeki başka birinin yazdığı bir kitapta da yer alması, "ortak aklın" ve "ortak düşünce"nin akışından başka nedir ki?
*Hiçlikten yokluğa, yokluktan varlığa çekilen ve adlandırılan her yeni kavramın ve oluşumun, Yüce Öz Bütününden gelen bir değer olduğunu ne zaman kavrayacağız?
Güzel ve hayırlı akışlar dileğiyle...
20 Mayıs 2009
|