|
OLAYLAR da REENKARNE OLUR!
DEĞİŞİME HAZIR mıyız?
Selma MİNE
Reenkarnasyon denilen, yeniden "bedenlenme" veya "bedenleşme" sözcüğü, "tekrarlar" yasası gereği karşımıza çıkan bir oluşumdur. Eğer bir yasa varsa, onu her makamda, her mertebede, her kademede, her boyutta gözlemek olasıdır. Kişi iyi bir "gözlemci" (EŞ-ŞEHİD) değilse, bunu çeşitlilik içinde kavramakta zorlanacak; hatta reddedecektir. Dolayısıyla ayrıntıda gizlenen "şeytan/ nefsaniyet" ile "tanrı/ yücelik" arasındaki ince çizgide bocalayacak; yaşamın muhteşem bir plan ve program olduğunu göremeyip, tesadüfler ve olasılıklar zinciri şeklinde yorumlayacaktır. Üstelik birbirini kavrayan, kapsayan, kucaklayan güzelliğini göremeden, neredeyse madde ve mânâ denilen iki farklı kudretin varlığını savunur hale gelecektir. Bundaki en büyük tehlike, yaşanan ve yaratılanların, yine insan düşüncesinin ve programının bir eseri olduğunu kabullenmeyenlerle; her şeyi görünmeyen ve bilinmeyen bir güce bağlayıp ona başkaldıranlar arasının giderek açılması olacaktır.
Oysa, bir şeyin tekrar tekrar oluşumu, "güzel isimler" olarak da anılan "temel yasalar" ya da ana kavramlar açısından "EL-MUİD" yani "iade etme, tekrarlama, yaratılmışı yok edip tekrar yaratma" eylemi ile "EL-MUHYİ" denilen "yeniden diriltme, canlandırma, kalkındırma" eyleminin bir sonucudur. Bunların temel sistemi ise, "EL-BÂRÎ" yani "düzgün, tertipli ve gayeye uygun yaratma" amacının sonucudur. Burada unutulmaması gereken, her yeni dirilmede, canlanma ve yenilenmede, başlangıçtakinin kaybolduğu, yerine geçenin artık farklı bir varlık olduğudur.
Sistemin bir bölümünde olan, sadece oraya ait değildir; bu her katmanında kendini tekrarlar. Kişinin kendi kişilik katmanlarındaki ölüm-dirimler, yani "ölmeden ölme" durumları, "kişilik yenilenmesi, farklı bir kişiliğe bürünme" olarak ifade bulur. Yaşamda ise, "hayata yeni bakış açısı, yeni bir yaşam tarzı" olarak görülür. Bir binanın, bölgenin, kentin yenilenmesi ise "ihya etmek" veya günümüz diliyle "yenilemek" olarak ifade edilir. Bir toplumun değişiminde, "kalkınma" veya "gelişme" olarak görülür; toplum görünüşte aynıdır, ama düşüncesi, hayata bakışı değişmiştir.
Yaşamı gözleyen ve onun özünü kavrayan bireyler, olayların da kendilerini tekrarladıklarını fark etmiş, "Tarih tekerrürden (tekrarlardan) ibarettir!" sözünü kullanmışlardır. Hatta ne kadar sıklıkla nelerin tekrarlayacağı araştırılmıştır. Sözgelimi dünya manyetik alanının değişimi ile ortaya çıkan fiziksel değişimler ve yeni düzenin kurulmasının periyodu nedir? Buzul çağları ne aralıkla görünmekte ve kaybolmaktadır? Binlerce, milyonlarca yılı bulan dönemler, 100 yıllık bir ömrün algılayabileceği şeyler değildir; ama hem "genetik hafıza"mızda hem de gayb denen "ortak şuur"da kayıtlıdır;
Ayrıca genetik hafıza, bu dönemlerin yaklaşım titreşimlerini de tanımaktadır; çünkü öncü titreşimleri algılama kayıtlarına sahiptir. Dolayısıyla, ister bir olaydan önce, ister ölümden önce, ister depremden önce, değişimi haber veren ve "sezgi" denilen bu kayıtlar devreye girmeye başlar ve kişiler huzursuz, keyifsiz, korkak veya saldırgan olabilirler. Bilgi sahibi kişiler ise, her ne olacaksa, bunun gerekliliğini (El-BÂRİ adı hatırlanırsa) ve gayeye uygun bir yaratımın ortaya çıkacağını bildiklerinden, sakin bir hazırlık içindedirler.
Binlerce yılda tekrarlanan olaylar kadar, bir insan ömrü süresince yeniden yeniden dönüp gelen olaylar da kendi makamlarının reenkarnasyonunu yaşamaktadırlar. Bu büyük döngüde, sadece bireylerin değil, grupların, toplumların da yeniden yeniden dirilmeleri söz konusudur. Güzellikler de katlanarak tekrarlanır, fenalıklar ve savaşlar da...
O halde dönüp çevremize baktığımızda:
*Birey, grup, toplum ve dünya bütünü olarak nasıl bir "olaylar zinciri" içinde sürüklenmekteyiz?
*Kimler, neyi, nasıl, nerede ve niçin yeniden yaşamaktadırlar?
*Yaşananlar, hangi geçmişin tekrarıdır ve ne kadarından ders aldık, ne kadarına yabancı kaldık?
*Bu olaylar karşısında nasıl davranmamız gerekiyor? Ya da nasıl düşünmemiz?
*Farklı bir pencereden bakamadığımız ya da o pencereleri görmemekte ısrar ettiğimiz takdirde, bizi bekleyen nedir?
*Yeni bakış açılarına hazır mıyız?
*Hazır değilsek ve kabullenemiyorsak, bu, rahatımızın bozulmaması için midir, yoksa "nefsaniyetimiz" mi zedelenir?
*Olayları körüklüyor muyuz? Bundan kârımız nedir?
*Zedelenmesinden korktuğumuz nefsaniyetimiz, bizi bu değişimde nereye kadar ve nasıl kurtaracaktır?
*Değişen değerlerde rahatını nerelerde arayıp bulacaktır? Acaba bulabilecek midir?
*Yoksa bu büyük hengâme, nefsaniyetleri zedelenenler ile rahatları kaçanların ve de bundan nemalananların feryat figanı mıdır?
*Olayları çözmek ve "düzen"i sağlamak (ki bunun başka anlamı "huzur ve barış"tır) için nasıl bir yol izliyoruz?
*Yoksa "huzur" ve "barış"ı hedeflerken, farkında olmadan, savaşı körükleyen "egemen güçler"e mi hizmet ediyoruz?
* Dolayısıyla ayrıntıda gizlenen "şeytanlık/bencillik" ile "tanrısallık/birey olma" arasındaki ince çizgide (ki SIRAT KÖPRÜSÜ de zaten budur!) nasıl durabileceğiz?
Sonumuz hayırlı olsun!
12.01.2009
|