ruzad.gg.jpg


VAROLUŞ NEŞ'EDİR, SEVİNÇTİR


VAROLUŞ NEŞ'EDİR, SEVİNÇTİR


ruzad_ba_likk.jpg


Güney HAŞTEMOĞLU

yonca-davet.jpg

SEVİNÇ AN'DADIR

Varoluş neşedir ve sevinçtir. Çünkü insanın sevgiyi yaşarken farklı bir durumda olması mümkün değildir.

Sevgi ve sevinç, bizi anda tutar. Gülerken nasıl bir halde olduğumuzu düşünelim. Gülerken neşeli değiliz, neşenin ta kendisiyiz. Biz yokuz, neşe var.

Gerçekte bütün duygular böyledir. Olumlu veya olumsuz tüm duygular, düşünceler "ben" algısını ortadan kaldırır, düşünce veya duygu olarak ne varsa ortada olan sadece odur. Ne var ki olumlu duygular an içinde bizi yükseklere uçurur, olumsuz duygular adeta biz bir karadelikten karanlıklara çekmektedir. Bizi yanıltan enerjetik varlığımızın başına gelenleri, fizik beden üzerinde meydana gelen yıkımları fark etmemektir.

CENNET VE CEHENNEM AN'DADIR

Yol O!nun yoludur, cennet ve onu dengeleyen aksi yani cehennem ise, varacağımız yerde değil, andaki bulunuşumuzdadır. An değerini bu incelikle anladığımızda adeta tapındığımız pek çok değer önemini yitirecektir. Tek değer andır ağırlıksız yürekler ve zihinler için. O, kurtuluşumuz ve insanlığın kurtuluşu için buna inanmamızı, inandığımızda yaşamamızı bekliyor.

NEŞ'E VE SEVİNCİ ENGELLEYEN NEDİR?

ÇATIŞMALAR

Çevremizle olan çatışmalar neşe ve sevincimizi engellemekte başı çekiyor. Çevremizle çatışma, sadece iki kişinin karşılıklı söz çatışması değildir. TV izlerken, gazete okurken, yolda yürürken, hatta geçmiş olayları düşünürken devamlı bir içsel çatışma halindeyiz. Bir düşünce, bir eylem bizi çevremizle çatışmaya götürüyorsa eğer bilelim ki, onda zamana, mekâna, bilgiye ve kullanıma göre bir yanlış vardır.

Çatışmanın tarafı olarak ne kadar doğrudayız? Hükümlerimizin, şartlanmalarımızın, değer yargılarımızın, bilgi eksiğimizin ne kadar farkındayız?

Diyelim ki kontrol ettik, sağlamasını yaptık düşüncemiz veya eylemimiz doğru bilgi açısından doğru. Bu doğrunun ifadesinin zamanı, mekanı da doğrumu? İfade biçimi doğru mu?

İşte doğru bu incelikte bildirildiğinde, karşı davranışlarda kuşkuya, tereddüde ve hatta pasif karşı koymaya yol açabilir ama çatışmaya asla. Çünkü doğru kişi istemese de onda, varlıksal boyutunda doğruyu kabuldedir. Şartlanmış zihin perdelerini aralayıp, ona giden kapıları açarsa Gerçeğin ışığını görür. Bir tek insan bile yoktur ki bu ışıktan uzak olsun.

İNANÇ YOKLUĞU

Neşe ve sevinç inancın işaretidir.
İnsanlık bir geçiş dönemindedir. Bu bilgileri alma lûtfuna ermiş ve tabii ki sorumluluğunu yüklenmiş olanlar, Güzele inananlardır ve elbette sevinç ve neşe içinde olacaklardır. Neşe ve sevinç inancın işaretidir. İnancı olanlar bu geçiş döneminde doğruyu güzellikleri ve sevinçleriyle aksettireceklerdir. Çatışma asla kazanç getirmez. İçsel ve dışsal çatışmaların derhal terki gerekir.

KALBİN KAPALI OLUŞU

O'nun Mekanı kalpler ise kuşkusuz sevinç de oradadır. Öyleyse sevincin engeli kalbin kapalı oluşudur.

Sevinç kalptedir, kalbin anahtarı kardeşinin kalbinde.

Kalpler kalp kazanılarak açılır. Her birimizin gönül anahtarı, diğerimizin gönlünde. Ne kadar ilginç değil mi? Sizin kalbinizi kazanırsam, oradan kendi kalp anahtarımı da kazanmış oluyorum. Ve kalp sonsuz anahtarla açılıyor. Çünkü o bir "ortak yüksek şuur boyutu", "ortak yüksek zihin boyutu". Tek anahtarla açılması nasıl beklenir?

BEN VE BAŞKALARI AYRIMI

Burada ben ve başkaları diye bir sorun ortaya çıkıyor. Kalp veya gönül ise ortak bir şuur. Ben ve başkaları ayrımından ne kadar kurtulursam kalbe o kadar yaklaşıyorum. Bütün acıların kaynağı ben ve başkaları ayrımıdır. Bu birbirimize karşı gerçek hizmetten, sevgiden bizi alıkoyar ve karşı mekanizmalar yaratır.

Ben ve başkaları ayrımından ve bu ayrımın acı veren mekanizmalarından kurtulmanın yolu tüm insanlığa yönelmiş bir gönül kazanma gayretidir. Gönül kazanma hizmetle olur. Bir sevgi tebessümü bir gerçek hizmettir.

TEK KALP VARDIR

İnsan "kendim" dediği varlığının dışında kalan diğer insanlarla gerçekte "tek varlık" olduğunu anlamadıkça kalpler kapalı kalacaktır. Çünkü kalp o tek varlığa aittir. Ne yazık ki neşe de kapalı kalacaktır.

Sevgi bu yolun tek gerçeğidir. Bize yaşatılan ve bizden yaşamamız istenilen her şeyi sevemiyorsak eğer bireysel bütünlüğümüzü bile gerçekleştirememişiz demektir. Nerde kaldı ki Büyük Bütün'e karışmak, BİR OLMAK.

GEÇMİŞ KONUŞMALARA DÖN


ruzad@ruzad.org