ruzad.gg.jpg


AYETLERDE MELEKLER

İTİRAZ EDENLER - KANIT İSTEYENLER

İÇ HAYAT'ın YAŞANMASI

MUBAHİ'lerin GÖRÜŞLERİ


MUBAHİ'lerin GÖRÜŞLERİ


ruzad_ba_likk.jpg

Erzurumlu İbrahim HAKKI Hz. Marifetname adlı eserinde, inanç yolunda eksik görüş ve düşüncede olanların (MUBAHİ'lerin), nasıl bir sonuca doğru gittiklerini şöyle açıklar:

1.Cenab-ı Hakk'a yani gerçeğe inanmayanlar: Onun kişilik ve niteliklerini, kuruntu ve hayallerle, karşılaştırma ve örneklerle öğrenmeye çalışırlar. Çünkü o Yüceliği idrak edemeyerek, onun bu âlemi tasarrufunu, kâinatı yönetimini, insan, hayvan, bitki ve madenlerin hepsini doğanın ve yıldızların eseri sanırlar. Âlemin bu akıl almaz bağlantısını, ahenk ve düzenini, kendiliğinden çıkmış, ezelî ve ebedî kabul ederler. Onlara göre âlemin dışında bir yaratıcı yoktur, bu düzen kendiliğinden kurulmuştur.

2.(ve'l-ba'sü ba'del-mevt) - ve ölümden sonra tekrar dirilmeye ve (ve'l-yevmi'l-ahîrî) - ve sonunda büyük bir hesaplaşma döneminin olacağına inanmazlar. Onlara göre, insan ve hayvan, bitki gibi biter, onlar gibi ölüp bir daha dirilmezler. Ruhların, tekrar eski kalıplarını bulup bir yerde toplanmaları, hesaplaşmalarının da anlamı yoktur, mükâfat veya ceza da yoktur. Bu kişilerin hatası, kendi nefslerini (benliklerini) bilmediklerinden, yani kendileri hakkında bilgisizlikten dolayıdır. Onlar hayvanî ruhu (alt boyut aklî melekeleri) bilirler, irfan yeri olan (ref ref yapılan, kat kat yükselinen) ve Yüceliğin muhatabı olan (hitap ettiği, seslendiği) insanî ruhtan (bâkî = kalıcı/ ölümsüz olan akıl, irade, mantık, muhakeme ve idrakten) habersizdirler. Bu ruhun bedenden ayrılışına ölüm denmektedir.

3.Ahlâkın düzelebileceğine, iyi ahlâkın kazanılacağına inanmazlar. Onlara göre ahlakî ve biat yasaları kalbin öfkeden, şehvetten, iki yüzlülükten, kirlilikten temizlenmesini emretse de, buna imkân yoktur; çünkü yaradılışta nefs bu niteliklerle kirlenmiştir. Gerçekten de nefsi bu huylardan sıyırmak olası değildir. Sonuçta huy, canın altındadır ve can çıkmadıkça huy da çıkmaz. Ancak emredilen bunların silinip çıkarılması değil, akıl ve iradenin kontrolü altına alınmasıdır. "Şeytanın Müslüman edilmesi, yani nefsin teslim alınması" bunun açıklamasıdır.

4.Kendilerini beğenen, kendilerini dâhî ve olgun bilen karmaşa içindeki kişiler; haram sayılan şeylerin onları etkilemeyeceğini sanırlar. "Gönlümüz bir deniz, deniz de atılan şeylerle kirlenmeyeceğine göre, bizim gönlümüz de kirlenmez", derler. Deniz gibi olmanın bir durgunluk olduğuna, hiçbir şeyin onların sükûnetini bozamayacağına inanırlar. Oysa gizliden koltuklanmak, iltifat edilmek isterler. Kibir ve gururla böbürlenirler; çünkü öfke ve şehvetin esiridirler. Onurlarına dokunacak bir durum söz konusu olduğunda gözleri kararır, kederlerinden akılları dağılır. Kin tutarlar, düşmanlık ederler, intikam peşinde koşarlar. Aslında ne olgunlaşmış, ne de insan olabilmişlerdir.

5.Bu kişiler, Yüceliğin merhametine, şefkatine, bağışlayıcılığına güvenir; onun kahredici, azap verici niteliklerinden uzak kaldıklarını düşünürler: "Yücelik EL-ĞÂFUR, EL-KERÎM, ER-RAUF, ER-RAHİM'dir, kullarına ana babalarından daha şefkatlidir; bizim de günahlarımızı bağışlar" diye düşünürler. EL-KAHHAR (kahreden, azaba sokan), EL-MUZİL (aşağılayan, zillete düşüren), EL-MUCİP (gereken karşılığı veren), niteliklerini göz ardı ederler; başlarına gelince de isyana kalkarlar. Bu kez de "Bizim isyanımızdan ve günahımızdan ona bir zarar gelmeyeceği gibi, ibadetimizin de ona bir yararı olmaz" bahanesine sığınırlar.

Bir hekime gidip hastalığına teşhis konulan hasta, verilen perhiz ve ilaçların kendine mi yoksa hekime mi yararlı olacağını düşünmesi kadar abes bir durumdur, bu. Elbette bu perhizin ve ilaçların hekime değil, hastaya yararı olacaktır. O perhizi tutmayan veya ilacı içmeyen hastanın hastalığı giderek artacak, sonunda ölümle kucaklaşacaktır. Aynı şekilde hastalık ne ise, isyan ve haram da (şeytanın=nefsin yolu olarak) kalbi karartır ve öldürür. Perhiz ve ilaç ne ise, Yüceliğin uyum yasaları ve doğru yolda gidiş de kalbi temizler, kişiyi doğruya, hayra, güzele, iyiye ve bilgiye, RUH'a Yüceltir.

UNSURLARIN ETKİSİNDE İNANÇLARI YÖNLENEN GRUPLAR

13.yy.da, Tasavvuf ehli kötü ahlâkı değiştirip güzel ahlâkı giyinirken (halâka'l-ilnsâne), 12 gruba ayrılmış, bunlardan biri doğru yolda ilerlemiş, 11 tanesi yanlış yollara sapmıştır. İnançlı olmalarına rağmen, nefslerinin arzu ve heveslerine uydukları ve temel dinî yasaları küçümsedikleri için bâtıla (gerçek dışına) kaymışlardır. Günümüzde de karşılıklarını bol bol gördüğümüz bu düşünce gruplarını yakından incelemekte yarar vardır:

1.Evliyâiyye grubu: Velilik makamına gelen kişileri, peygamberden üstün kabul edip, şeriat denilen temel kurallardan uzaklaşırlar; kendileri için onların hükümsüz kaldığını söylerler. Böyle bir inanca kapılanın yüreğinde imanın ve dinin zerresi kalmaz.

2.Hübbiyye grubu: Bir kulun yüreğine Allah sevgisi yerleşirse, onun dışındaki hiçbir şeyin sevgisi kalmaz. Bu durumda kul, namaz kılma, oruç tutma ve tüm hükümleri yerine getirme zorunluluğundan kurtulur. Hatta haram da helâl olur. Bu yüzden bütün yasaklanan şeyleri, seve seve yaparlar.

3.Şemrahiyye grubu: Kul ilâhî huzurda bulunma ve sohbetine ulaşma mertebesine erişince, şeriat emir ve yasaklarına uyma mecburiyeti kalkar. Kadınları bir çiçek gibi koklamak ve onlardan faydalanmak helâldir. Bu görüş dolayısıyla zevk ve sefa içinde bir yaşama kapılanlar da kolayca yoldan çıkarlar. Perilere tapınmanın başka şekli gibidir.

4.Ebâhiyye grubu: Nefse hükmetme gücüne sahip olunamadığından, haram ve kötülüklerden uzak kalınamayacağını savunur. Bu yüzden nefsin arzu ve ihtiraslarına engel olmak küfürdür (gerçeği örtmedir). Onlara göre, herkesin malı ve karısını alıp gitmek mubahtır, helâldir. Bu, Şemrahiyye grubuna göre çok daha ileri bir maddeye gömülme (veya şeytana tapma) yaklaşımıdır. Geçen yüzyıl başında, komünizmin yayılması sırasında, özellikle Anadolu'da, o sistemin, bu tür bir yaşam şekli olduğu üzerinde görüş yayılmıştır. Yahudilikteki Sabetaycılık da bu görüştedir.

5.Haliyye Grubu: Çalgı çalarak oynamak helâldir. Bu raks sırasında şeyhten bir halet (hali yaşamayı) bekleme durumu söz konusudur. Anadolu'da, Grek dönemindeki Bahia Rahip/ Rahibelerinin yarı çıplak, çalgılar çalarak ve çığlıklar atarak, döne döne dağlara vurmaları ve transa geçerek vahşi hayvanları parçalarken tanrı ile birleştiklerini düşünmeleri inancının yeniden ortaya çıkışı olmalıdır.

6.Hulûliyye Grubu: Güzel kadına ve genç oğlana bakmak sevaptır görüşünde olan bu kişilere göre "güzellere bakarak neşe içinde oynama", yüce niteliklerdendir. Canımız, bedenimiz, hepsi onundur diyerek sarılıp öpüşür ve halka olup tepinirler.

7.Hûriyye Grubu: Transa geçtiklerinde, cennetten inen hurilerle cinsel ilişkiye girdiklerine inanırlar. Transtan çıkınca guslederler. Peri ve gılmanların yanlış yorum uzantısıdır.

8.Vâkıfiyye Grubu: Kul, Yüceliği bilmek ve tanımaktan acizdir. Onu idrak etmeye, insan aklının gücü yetmez. Oysa gerek âyetlerde gerekse hadîslerde, insan aklının onu idrak ile görevlendirildiği görülmektedir. Aksi halde, Allah'a inanma teklifinin anlamı kalmaz.

9.Mütecahiliyye Grubu: İki yüzlülük ve gösterişten sakındıklarını söyleyen bu grubun mensupları, düzgün giyimi bırakıp pasaklı şekilde halkın arasına karışırlar. Bu da doğru yola aykırıdır. İyi/ Salih kişi, içi kadar dışının da bakımından sorumludur.

10.Mütekâsiliyye Grubu: Bu dünyaya gelmenin anlamı ten (vücud) beslemektir; başka bir amaç yoktur. Bu kişiler çalışıp kazanmayı bırakır, kapı kapı dolaşıp dilenerek hayatlarını sürdürürler. Oysa doğru yollardan biri de çalışıp kazanmaktır ve farzdır. Ayetlerdeki "dilencileri doyurun" ifadesinin yanlış yorumlanmış şeklidir.

11.İlhamiyye Grubu: Şairlerin, ediplerin kitapları da doğru yolu göstereceğini savunan bu gruba göre, "Hepsi de ilâhî ilhamlardır ve hakikattir. O halde Kur'an'ı öğrenmeye gerek yoktur, onları okumak yeterlidir," düşüncesi ile giderek yanlış yollara sapılmıştır.

12.Doğru Yolda Olanlar Grubu: Yüce akla doğru tırmanma basamaklarını usulüne ve edebine göre çıkan (feyz-i mukaddes) bu grubun mensupları; bütünün yasalarını, yüce kudreti, sistemi, hükümranlığı ve düzeni kavramış kişiler olarak yüce huzura ermiş, bağlanmış ve sevgi denizine dalmışlardır. Fenâ fillâh olup (ölmeden ölüp) onunla kalmış, ebedî devlete (zamansızlığın kudretine) ve sonsuz mutluluğa ermişlerdir.

Konuşmanın detaylı anlatımını ve devamını dernekten temin edebilirsiniz.

GEÇMİŞ SOHBETLER


ruzad@ruzad.org