ruzad.gg.jpg


HERMETİZM ve GELECEK GÜNLER

AGARTHA ÜZERİNE

REENKARNASYON

BİR REENKARNASYON VAKASI

REENKARNASYON "VAR" mıdır, "YOK" mudur?

ASTRAL ve ETERİK BEDENLER

YEDİ ÖLÜM KANUNU

BİZLER - ORTAK HAFIZA

EZOTERİK BİLGİLER

HAYAL mi GERÇEK mi?

KURTARICILAR

ZİYNETİN ÖRTÜLMESİ

MASKELER


MASKELER


rumuz.s.jpg

Bu yazışma OSES Sitesinde yapılmıştır.

mask-5.k.jpg

Merhaba sevgili arkadaşlar,

Elime kahvemi alıp bilgisayarımın başına geçtiğim anlar, benim için çoğu zaman bir dinlencedir ve özelimdir. Çok site ve form gezmem. Çünkü fazla dağılmayı sevmem. Bir konuya veya olaya odaklanmak hep tercihim olmuştur. Teknolojinin evimizin köşesine taşıdığı bu sahte sanallık içinde de hoş şeyler bulurum kendime. Özellikle insanların hangi makam koltuğunda oturduğunu, yaşını, cinsiyetini ve mesleğini bilmeden salt düşünceleri ile buluşmak hoşuma gider. İnsan söylemek istediğini doğruca yazabiliyor bu alemde. Aslında bir tür maske gibi görünmesine rağmen bu cam, genellikle düşünceler çıplak oluyor. Yanılıyor muyum?...

Bir de kişilere özgü simgeler ve şifre isimler var. Kimi arkadaşımıza göre bu şeffaflıktan uzak olma hali ve bir maske. Bana göre ise hoş bir bilmece. Bu sayede kişilerin yazılarını okurken şartlanmışlık söz konusu değil. Ayrıca, seçilen simgelerden ve şifre isimlerden kişinin karakterini çıkarmaya çalışmak iyi bir beyin jimnastiği de gerektiriyor. Bence bu durum da güzel. Acaba yanılıyor muyum?...

Maskeler, yaşamımızın her sayfasında var gibi... Duygularımızda, düşüncelerimizde ve beden dilimizde... Maskelerimizi çıkaralım mı? Bakalım altından başka maskeler çıkacak mı? Bu sorularıma cevaplar ararken sizler de bana katılır mısınız?

Not: Ben deniz kabuklularını toplamayı ve onlardan mask yapmayı severim. Doğadaki her nesne insan figürleri ile dopdoludur.

Mavimaya-Moderatör
@

mask-4k.jpg

Her birimiz birçok yönleri olan çok boyutlu varlıklarız. Kendimizi farklı göstermek için taktığımız maskeyle, varlığımızın bir boyutuna odaklanıp o boyutunu geliştirmek için taktığımız maske arasındaki farkı görmek önemlidir. Olduğunla gösterdiğin arasındaki farkı kendini yargılamadan görmek... Belki bu fark kendini kandırmak değil bilinçli bir seçim de olabilir. İnsan farklı maskelerini tanımlayarak kendini daha iyi görebilir. Sadece maskelerini görerek maskelerin ardındaki varlığı netlikle görebilir.

Masklar çok güzel olmuşşşş.... İsis
@

Sevgili MaviMaya, deniz kabuklarından masklar çok güzel olmuş. Yaşantılarımızda çok sayıda maskeler taktığımıza eminim. Sanalda mı yoksa reelde mi daha çok maske taktığımız şüpheli. Sanalda olsun, reelde olsun sürekli maskeler yanımızda ve yüzümüzde dolaşıyoruz. ID, ego ve süperegoyu da göz-önüne alırsanız hiç vazgeçemeyeceğimiz maskelerimiz olduğu ortaya çıkar. Mesela, bedenlerimiz için de giysiler kullanıyoruz. Amaçlardan biri, korunmadır. Dış etkilere karşı kendimizi korumaya almak zorundayız. Bir de yaşantılarımızdaki kimliklerden kaynaklanan maskelerimiz var. Meslek, arkadaşlık, akrabalık, titr, sosyal etiketler, çevre bağlantısı, ekonomik zorunluluklar... Diğer kişiler ile ilişkilere girerken aracı enstromanlara ihtiyacımız vardır. Enerji boyutundan madde boyutuna iletişimde maskeler bizim can-yoldaşımız.

Giysiler ve maskelerimizi çıkardıkça ortada çırılçıplak kalırız. Korunma duvarlarını kaldırmak son derece sakıncalıdır. Çünkü güvenilebilir bir çevrede yaşamıyoruz. Dünya düalitesinin payı var bunda kesinlikle. Çareyi, kendimize güvenilir ortamlar ve alanlar oluşturmakta/ kurmakta bulabiliriz. Bu bile kesin çözüm değildir.

İşe, maskeleri sınıflandırmaktan başlayabiliriz. Güvenlik duvarlarını buna göre belirleyebiliriz. Zarar görmek ve incinmek ihtimallerini iyi hesaplamalıyız. Ben, kimlik ve kişilik maskelerimiz olmadan dolaşamayacağımız inancındayım. Önemli olan optimal uygulamalar/ çözümler getirebilmemizdir.

Hayat, interaktif bir oyundur. Etki ve tepki üzerine yürür. Reaksiyonlar yaşadıkça ördüğümüz duvarları günbegün yükseltiriz.

gumanji
@

mask-2.k.jpg

MASKE (alıntı)

Amerika'nin sevilen haber spikeri Leslie Mouton kansere yakalanıp saçları dökülünce ekrana perukla çıkmaya başlamıştı. Geçen cuma, stüdyo öncesi makyaj yaparken "Her şeyden haberdar etmeye söz verdiğim izleyicilerimden kendimi gizlemeye hakkım yok" diye düşündü ve o gece peruğunu takmamaya karar verdi. Kanal yöneticileri seyircinin tepkisinden çekindi önce, ama sonra kabullendiler. Jenerik döndü, yayın başladı ve 36 yaşındaki Mouton bu kez saçsız gülümsedi seyircilerine; "İşte bu benim gerçeğim, ben artık kelim ve bunu kabullenmeye karar verdim" dedi. Yayın bittiğinde kanala çiçek yağıyordu. Hayranlarının, ona güveni bir kat daha artmıştı.

Zavallı soyumuz, kim bilir kaç nesildir "maskeli balo"da gibi yaşıyor gündelik hayatını... Bedenimizin, aklımızın en yalın hallerinde binbir örtü... Iki yüzlülüğün atölyelerinde kalıba dökülen maskeler, mekana ve ihtiyaca göre seçilip takılıyor. En gülünesi halleri ciddiye almamıza, en saçma konuşmaları alkışlamamıza, sıkça tribünlere oynamamıza yarıyor. Küfretmek istediklerimize iltifat ediyor, kendimizi beğendirmek için rolden role giriyor, bu yorucu oyunun perdesi kapanınca da yatağa girerken maskemizi çıkarıp başucumuza asıyoruz. Kimsenin karşısındakinin gerçek yüzünü bilmediği ya da bilip de bilmezden geldiği bu karnaval nicedir sürüp gidiyor.

Sosyal antropolog Ahmet Göngören "Kimlik Bulmacası İçin Kılavuz" kitabında (Patika, 1999) "İlkel toplumlarda maske sadece ayinlerde kullanılır, diğer günlerde duvara asılır, gelecek ayine kadar titizlikle saklanırdı" diyor; "Oysa günümüz toplumunda maske sürekli takılıyor, ancak pek özel anlarda çıkarılıyor. Çünkü ayinsel gösteri kesintisiz biçimde sürüyor".

Acaba şimdi, atalarımızın yaptığının tersine, yılın bir günü maskelerimizi çıkarıp duvara asmayı ve gösteriye ara verip çoktan defnedilmiş hakikatın anısına, örtülerinden arınmış bir ayin düzenlemeyi becerebilir miyiz?

Doğruyu yalandan ayırt etmenin tamamen imkansızlaştığı bu gayya kuyusunda, herkesin kendini bütün yalınlığıyla sergilediği, içinden geleni söylediği bir samimiyet karnavalında buluşabilir miyiz?

O gün renkli perukları, şaşaalı nutukları, sembolik urbaları, süsleri, takıları, boyaları, rolleri, tavırları, yalanları 24 saat için bir kenara bırakmayı, en tabii, en samimi, en derbeder halimizle ortaya çıkmayı göze alabilir miyiz?

Tek bir gün için olsun, aşkımızı veya nefretimizi önünü ardını hesaplamadan itiraf edip, ikiyüzlülüğün maskesini düşürebilir miyiz?

Gülen masklar, ağlayan masklar, otoriter masklar, şarlatan masklar duvarlara asıldığında ve ruhların asıl çehreleri ortalığa saçıldığında kaç heykel yıkılır, kaçı sağlam kalırdı acaba?

Peki biz o ebedi maskeli balonun 24 saatlik antraktında, çoktan yitirdiğimiz kendi saflığımızı da bulabilir miydik?

Ya ertesi gün?.. Öylesi bir yüzleşmenin ertesi günü kaçımız ilişkimizi kaldığımız yerden sürdürebilirdik acaba?.. Kaçımız riyasız yeni bir hayata başlayabilirdik?
Bu gece makyajınızı temizlerken ya da makyajını temizleyen birini gözlerken düşünün bunu...

Aman sabah maskenizi takmayı unutmayın! - Aycell
@

Merhaba sevgili arkadaşlar,
Yazılarınızı okurken bir an için çocukluk günlerime döndüm ve o maskelerin bizlere nasıl giydirildiğini anımsadım. Annemin çatık kaşları ve gözlerindeki tehditkar bakışlar. Aile büyüklerinin bazen sevecen, bazen de korkutucu öğütleri... Oysa çocuklar maskesiz doğar. Sonra yaşam denen kavgaya hazırlanma başlar.

ruzad_amblemi.kk.jpg

mask-1.k.jpg

Bugünlerde içimizdeki çocuğu hatırlamaya ve onu yaşatmaya çalışıyoruz. O maskesiz günlerimizdeki saf güzellikleri. Bilmem sizler de bazen maskelerini çıkarır mısınız? Ben bunu sıkça yapıyorum. Önceleri doğanın içine attım kendimi. Ağaçlara böceklere, yabani hayvanlara gösterdim maskesiz yüzümü. Ben soyundukça, onlar da soyundu. Sonunda birbirimizi anlar olduk. Toplum içinde gerçekten maskesiz dolaşmak zor. Bazen bunu denemeye bile korkarız ama gerçek olan şey çıplak olmak (maskesiz) muhteşem bir duygu.

Maskesiz yaşayacağımız günlerde buluşmak dileğiyle...
Mavimaya-Moderatör
@

5 Yıl önce çalıştığım hastanede ekibimize Amerika'dan bir doktor gelmişti. Henüz bir hafta geçmeden herkes yaka silkmeye başlamıştı. Herkesi aşağılıyor ve kendi meslektaşlarından başka kimseye selam vermiyordu. Oysaki biz bir aile gibiydik. Beraber saatlerce ameliyata girer. Ameliyat bitince ekip olarak yemeklere gider. Hafta sonları ise sosyal faaliyetlerde bulunurduk. Onunla kimse ameliyata girmek istemedi. Böyle olunca da huzursuzluklar olmaya başladı. Ben dedim ki, "ne derse desin ben işimi yaparım. Sesimi çıkartmam, onunla girerim ameliyatlara" ve onun her ameliyatına ben girmeye başladım. Yaptıklarına hiç sesimi çıkartmadan istediği ne varsa hazırlardım. O hata bulamamaya başlayınca isteklerini her ameliyatta değiştiriyordu.

Aramızda bir oyun başlamıştı. Onun ne istediğini tahmin ediyor fakat ona göstermiyor masamda saklıyordum, o ise heyecanla hatamı bulduğunu sanıyor söylenmeye başlıyordu. Bende sakladığım yerden istediğini çıkarıp onun yaptığı haksızlığı yüzüne vuruyordum.

Bir gün ameliyattan sonra yanıma gelerek bana "çok aptalsın" dedi. Ben ise gayet sakin "evet aptalım, ama o aptal sandığınız kişiler kendilerini zeki zannedenlerden daha akıllı olabilmektedir" dedim. Şaşırdı çünkü ilk defa cevap veriyordum ve ne demek istediğimi anlamadı. Hemen hiddetlenerek bağırmaya başladı: "Sen benimle nasıl konuşuyorsun ne demek istiyorsun, ben doçent doktor ... yım" diye. Ben yine sakinliğimi korumaya çalışarak "Çok zeki olduğunuzu iddia ettiğinize göre ne demek istediğimi anlamış olmanız gerekmez miydi?" diye sordum ve devam ettim, "Bakın doktor bey sıfatlarınızdan arındığınız zaman size çevrenizde kaç kişi sevgiyle selam verecek, bence önce onu düşünün" dedim ve arkamı dönüp yanından uzaklaştım.

Evet sıfatlarımızdan arındığımız ve maskelerimizi bir kenara bıraktığımız, sadece biz kendimiz olduğumuzda acaba kaç kişi bizi biz olduğumuz için kabullenir ve sever? - İsis
@

mask-3.k.jpg

Merhaba Sevgili isis,
"...İsimsiz soyadsız, mesleksiz, etiketsiz olarak biz kimiz?" Güzel bir soru. İsmim benim seçimim değil. Kendi düşleri ve sevgileri doğrultusunda ailem uygun görmüş. Birçoğumuz da istediğimiz mesleği seçebilmekten yahut seçememekten dolayıi mutlu veya mutsuzuz. Bu sıfatlardan soyunduğumda "HİÇ" oluyor insan. Sonra şu soruyu soruyorum kendime HİÇ olmak her şey olmak olabilir mi?

İşin garibi ismim ve mesleğimden dolayı elde ettiğim etiketin maskem olduğunu düşünmüyorum. Bu noktada sevgili İsis'in sorusu önem kazanıyor. Kendimiz olduğumuz takdirde acaba kaç kişi bizi kendi gerçeğimizle sever? Bu kez de sevilmeme, toplumdan dışlanma korkusu dikiliyor karşımıza. Bu durum da henüz beklentisiz sevgiye ulaşamadığımızın göstergesi olmuyor mu?..

Mavimaya - Moderatör
@

Dostlarım,
Tüm yazılanları okuyunca, acaba bir şeyler katabilir miyim bu düşünce zincirine diye kendi kendime sordum. Bu "kendim" olan kendim, içimdeki "öz" mavimaya'nın sözünü ettiği "hiç" olan ve hiçbir zaman kaybolmayacak "O; ölümsüz" olan tüm bilgilerin hazinesi olan "ben" madde ortama çıkarken, o ortamdaki durum ve kişilere göre mi çeşitli kişilik ve kimliklere bürünüyor, acaba?

Bunları birer roller bütünü olarak düşünürsek; bu yaşamdaki gerçek rolünü bulma yolunda, birini giyip birini çıkarmak; giydiğini beğenmeyerek örtmek yani maskelemek; veya İsis'in doktorunda olduğu gibi bir kimliğe bürünüp onu XXXL olarak göstermek yani yine maskelemek bir ihtiyaç mıdır? Yoksa o gizli "ben"in hayat deneyimi yolunda çaktırmadan yaptığı deneyimler midir?

Maskelerin ardındaki kişilikleri tahmin, elbette kimine göre güzel bir bilmece olabilir; ama herkesin harcı mıdır? Maskenin ardından kişiliğini ve kimliğini tahmine çalıştığımız bireyin açığa çıkışı, onu yorumlayanın bilgi ve deneyimleri kadar olmayacak mıdır? Eskilerce "insan sarrafı" olarak adlandırılan kişiler; aslında maskelerin ardına saklananların gerçek kimlik ve kişiliklerini algılayanlar, tanıyanlar olmuyor mu? Bunun için de zengin bir bilgi ve deneyim birikimi gerekmez mi? Günümüzün sadece madde gözüyle bakan kişileri ve kişilikleri karşısında, bu tür tahminler, acımasız önyargılara kadar uzanmaz mı? Doğrusu, böylesine kısır bakış açısına hapis olmuşlara, gerçek yüzüyle de görünse kişi, önyargı devam edecektir.

Psikologların, insanın ruhsal ihtiyaçları üzerine yaptığı çalışmalarda, şöyle bir sıralama ile karşılaştım:

1.Temel Yaşam İhtiyacı: Yani beslenme, üreme, uyuma ve yaşamını sürdürme temel ihtiyaçları doyuma ulaşmadıkça; insanların gözü başka şey görmüyor.

2.Güvenlik İhtiyacı: Temel yaşam ihtiyaçlarını sağlayan insanlar, kendi güvenlikleri üzerinde yoğunlaşarak çevrelerini etkilemeye başlıyorlar. Belki de bu ilk iki ihtiyaç, günümüz savaşlarının da nedenidir. Yaşamı güvenilir kılma hali... ve belki de buraya kadar, kişiler, olduğu gibi görünme halini yaşıyorlar ve bundan da bir sakınca görmüyorlar?

3.Sevgi ihtiyacı. İşte burada, maskeler başlıyor sanırım. Kişinin kendini sevdirmek, sevilmek, şirin görünmek, sevilen, aranan bir kişi olma ihtiyacı; onu bazı maskelerin ardına çekmiyor mu?..

4.Saygı ihtiyacı: Asıl "dananın kuyruğu" burada kopuyor! Sevgiyi yeterli bulmayan kişi, giderek saygın, danışılan, başvurulan, vazgeçilemeyen ve sonuçta hükmeden, yöneten bir kişiliğe bürünme ihtiyacı ile yanıp tutuşmaya başlıyor. Bir yere ait olma, bir gruba girme, o grupta söz sahibi olma... dernekler, birlikler, federasyonlar, odalar,vb... bir aileye ait olma, onun tarafından sayılma ve sözünün geçerliliği yanında onu yönetmeye taliplik... Burada o kişiler için sevilme değil, sayılma söz konusu olmaktadır, artık... Maskeler, maskeler, maskeler...

5.Kendini Tanıma İhtiyacı: Kişinin tüm maskelerin en ardına kadar çekilip "BEN KİMİM?" diye sormaya başlaması; içindeki "BEN" ile karşılaşması değil midir? İşte o nokta, mavimaya'nın sözünü ettiği "HİÇ" olma hali; ya da tasavvuf dilindeki "ÖLMEDEN ÖNCE ÖLME" halidir. Ve yine bu, kişiyi her yerde ve her zaman hep "VAR" oluşun idrakine, yani ÖLÜMSÜZ OLMA haline götürme basamağıdır, eskilerin deyimiyle.

6.Bütüne Hizmet veya Görev Üstlenme: Bu noktadan sonra kişi, kendini tanımış ve tüm varlıklara; onlar tarafından sevilsin sevilmesin; sayılsın sayılmasın, umursamadan, hizmet götürmenin heyecanı ve huzuru ile görev yapmaktadır. Psikologlara göre, bu noktadaki kişi, artık kendi seçimini yapmakta; çevresini yaratmakta, düzenlemekte ve geleceği de projelendirmektedir, Maskesi yoktur, kendinden emindir; çünkü kendini tanımakta, sınırlarını bilmekte; neyi nasıl, nerede ve ne zaman, kimin için yapacağının kararını da üretebilmektedir.

Antik Anadolu tiyatrosunda oyuncular, ellerinde tuttukları maskelerin ardında oyunlarını sürdürürlermiş. Maskesiz başladığımız bu hayat oyununda, "olgunlaşmanın temel kuralı" önce kat kat maskelere bürünmek, sonra da kat kat o maskelerden kurtulmak mıdır acaba?

Selma MİNE
@

NLP ve ESMA'ül-HÜSNA

MASKELERİN ARDINDAKİ
SAF-ÖLÜMSÜZ KİŞİLİĞE DOĞRO


ANA SAYFA

ruzad@ruzad.org