|
Masallarda CİNLER
Doğu masallarında cinler, eril, bir dudağı yerde bir dudağı gökte, aksi, huysuz devler (divler) olarak tanımlanırlar. Güçlü efendilere boyun eğer, 3 dileği yerine getirir; istenileni görünür ve görünmez (apor) yapar, uçan halı ile onları bir yerden bir yere anında götürürler (tayy-i mekân). Güçsüzleri de kendilerine tutsak ederler. 3 dilekten sonra, otomatik olarak serbest kalırlar. "1001 Gece Masalları"nda "Alaaddin'in Lambası", bu konuda en ünlü örnektir. Keza gerek Doğu, gerek Kuzey masallardaki peri kızları da, ellerindeki sihirli değnek ile göksel yıldızı devreye sokar, yaşamı, kaderi değiştirirler.
Giderek halk arasında çeşitli ruhsal ve zihinsel bozukluklarla birleşerek; korku, şiddet, kan, büyü, kurban ve ürküntü verici boyutlarda değişik öykülere dönüştürülerek işlenmiştir.
Mitolojide (Mytho-Logos) CİNLER
Eski Yunanca daimon, animatistlerin (kamutanrıcıların) taptıkları tanrılar için kullanılırdı. Buna göre "demon" (daimon) sözcüğü "tanrı" anlamına gelir. İyilikçi ve kötülükçü olarak ikiye ayrılırlar.
Latince genius'tan Arapçaya Cin olarak geçmiştir. Kişinin içinde doğup gelişen tinsel (ruhsal) varlık. Kişisel, toplumsal, yaşamsal doğum günleri, hatta gerdek gecesi, genius bayramıdır. Genius, insanı canlı, neşeli ve iyimser tutan güçtür. İnsan kendisi veya başkasının genius'u üzerine yemin eder. İmparatorun genius'u herkesi etkisi altına aldığı düşünüldüğünden ondan korkulurdu. Zamanla insanda ölmeyen, ölümden sonra varlığı devam eden ölümsüz ruh varlık sayılmıştır.
Bir insanı koruyan ve gözeten, onun genius'udur. Ölülerin de genius'ları vardır. Kendi ölülerinin genius'larına "manes", düşmanlarınınkine "lemures" denmiştir. Aristokratların genius'larına "penus", halkınkine "lari" denmiş ve evcil tanrılar olarak bilinmiştir.
Eski Mısır'da bu enerjik yapıya "KA" denmiştir. Her kişinin bir "BA"sı yanı Ruhu (aklı, vicdanı), "KA"sı yani enerji bedeni/ Canı ve "RA"sı yani Öz Varlığı vardır. Kişi öldükten sonra da KA kaybolmaz. Kıyamet'e kadar mezarlıkta dolaşır ve cesede sahip çıkar. Kıyamette yeniden dirileceği zaman, tekrar bedenine sahip çıkacaktır.
Uzak Doğu, kamutanrıcılığı da M.Ö.50 bin yıllarına kadar uzanan bir inanç sistemini kapsamaktadır. Şamanizm olarak tüm dünyada, Tek Tanrılı dinler öncesindeki bu inanç sisteminde anlatılan, tüm doğanın cin denen doğa ruhları ile dolu olması ve bir bütün olarak yaşamın Dünya Ortak Ruhunu "Anima Mundi" meydana getirmesidir. Kam denen şaman rahipleri (aslında kadınlardan oluşur) tarafından iyi ruhlar (periler) çağrılır, kötü ruhlardan (cinlerden) uzak durulur, ayinler yapılır, adaklar adanır, kurbanlar kesilir ve kabile korunur. Latince "como", günümüz "kamu", Batı'nın "common" sözcükleri, ortak zihnin değerlerini ifade eden terimlerdir.
19.yy başlarında Japon Budisti Dr.Mikao Usui tarafından sunulan Reiki Tekniği de yine bu enerji bedenleri dengelemenin modern yöntemidir. Bedendeki enerji dengesizlik-lerini ve negatif enerji blokajlarını çözebilmek için yetersiz veya eksik kalan kendi enerji bedenimizi dengelemeyi, tamamlamayı ve temelde bilinç değişikliği gerçekleştirerek ruhsal, dolayısıyla da fiziksel iyileşme sürecini başlatma yolunu açmamızı sağlar. Sözü edilen 'enerji beden', 'ruh', 'enerji dengesizlikleri' ve 'negatif enerji blokajları'nın bilimsel birer açıklaması olmamasına rağmen bu teknik, fiziksel, zihinsel, duygusal sorunların tümünde kullanılabilmektedir.
TEK TANRILI DİNLERDE CİNLER
TEVRAT'ta CİNLER
Kitab-ı Mukaddes cinleri, Şeytan'ın "günah işlemiş melekleri" (yani nefsin suç işlemiş yetkinleri) olarak adlandırır. Alt nefslerin yani "id", "libido" ve "egonun" yönetimi altına girdiklerini anlatır.
Hıristiyanlık'ta CİNler
Hıristiyanlara göre Şeytan'ın isyanından sonra bazı melekler, Nuh Tufanı öncesinde, gökteki görevlerini bırakarak yeryüzüne geldiler. Onlar bunu, Şeytan'ı desteklemek amacıyla yapmadılarsa da sonunda onun tarafına geçmiş oldular. Bunlar erkek şeklinde maddeleşerek kadınlarla yaşamaya başladılar. Tufan esnasında, boğulmadılar, maddeleşmiş bedenlerini ruha çevirerek göğe döndüler ve alçaltılmış bir durumda bırakıldılar. Artık maddeleşemeseler de hâlâ insanlara cinsel yönden yaklaşmaya devam ederler. Ayrıca bunu sadece erkek olarak değil aynı zamanda kadın şeklinde de yapmaya çalışırlar. Bir cin, hatta birçok cin bir kişinin içine girebilir. Bu cinler içine girdikleri kişinin içinden çıkarılabilirler; Hıristiyanlıkta "cin çıkarma" olgusu mevcuttur.
Cinlerin faaliyetleri Hıristiyanlığa göre üç ana grupta özetlenebilir:
1.insanlara cinsel yaklaşımları (seks),
2.sahte tapınmayı desteklemeleri (bağnazlık)
3.ve insanlara eziyet etmeleri (sadizm-şiddet).
Kutsal Metin, insanları falcılık, büyücülük, ruh çağırma, sihirbazlık, ölülerden medet umarak onlara yaklaşmak gibi cinlerle ilgili faaliyetlere karışmak konusunda uyarır. Cinlerin üstün yetenekleriyle insanların beyinlerini etkileme güçleri olduğuna inanılır. Cinlerin rüyaları kendi mesajlarını vermek amacıyla kullanabileceğine inanılır.
Hıristiyanlık inancında cinler kudretli varlıklardır, insanları aldatırlar ve bazı insanları medyum/ aracı olarak kullanırlar. Buna göre, eğer bu cinler doğruyu söylüyorlarsa medyumun söyledikleri doğru olabilir. Zira Kitab-ı Mukaddes cinlerin "iblis" ve "şeytan" gibi yalan söylediklerini belirtir. Ayrıca insanlara zarar verebilirler, bu nedenle, onlarla ilgili şeylerden, ruhçuluğun her türünden uzak durulması gerektiğini söyler.
Görüleceği üzere, nefsaniyetin getirdiği ve maddenin talebiyle ortaya çıkan, hormonların devreye soktuğu bedensel zevkler, seks, maddeye tapınma ve sadizm-işkence, tek veya birkaçı birden bir kişide olabilmektedir. Nuh tufanı öncesi, zihinsel işlevlerini ve akışlarını bırakarak maddeye gömülen bu kişiler, çok yükselememiş ve alt düşünce boyutlarını oluşturmuşlardır. "Cin çıkarma" işlemi, dua ve telkinle, hormonal düzeyi dengeleme ve enerji bedenlerin göksellere yükselmesini sağlama amacıyla, bir tür zikir eyleminin de karşılığı durumundadır. Alt boyutlarda kaybolan, aydınlanamamış zihinlerin maddesel kâbuslar içinde kıvranması da kaçınılmazdır.
Konuşmanın detaylı anlatımını ve devamını dernekten temin edebilirsiniz.
|