|
Dolayısıyla fiziksel bir sorun için hekimlere; zihinsel bir sorun varsa psikologlara ve psikiyatrlara; sinir sistemi elektrik yapısında, manyetik auralarda sorunlar varsa bu enerjileri dengeleyen görevli kişilere müracaat etmek en doğrusudur. Fiziksel ve ruhsal bir denge sağlanmışsa; içerdeki hekim gerisini halledecektir; çünkü o mükemmel bir bilgiye ve görev bilincine sahiptir. Bağışıklık sistemini kuracak ve koruma kalkanlarını oluşturacaktır.
Hz.Musa, Yücelik ile sohbetten sonra, bütünden şu dilekte bulunmuş:
"Bir de şu rahatsızlığıma bir ilaç söyleseniz!"
Cevap şöyle gelmiş:
"Biz o konuda dünyaya hekim kullarımızı gönderdik; git onlardan öğren!"
Çünkü fizik yapıya girdikten sonra, onun şeklini, gidişatını, rahatsızlıklarını ve tedavi şekillerini, artık madde dünyada bu konuları inceleyen keşif ehli üstlenmiş demektir.
Altan GÜROL
Yaş ilerledikçe, değişik tehlikelerle karşı karşıyayız. Zihnimizi sürekli aktif tutmanın şifa verdiği bir gerçektir; ama üzüntülerimiz sıkıntılarımızın tesirinde moral çöküntüsüyle oluşan ortam, büyük bir enerji kaybımıza da neden olmaktadır. Yaşam enerjisinin düşmesiyle birlikte, çöküş meydana geliyorsa; belki de yaşın ilerlemesiyle birlikte, her türlü yöntemi uygulayacak noktaya da geliyor demektir. Sözgelimi evrensel enerjiyi kendimize çekme yöntemlerini de bilmemiz gerekmektedir. Kendi kendimizin hekimi olmalıyız.
SORU
Böyle bir durumda değişim fark edilemez mi? Düzeltme yapılamaz mı?
Selma MİNE
Erken teşhis denilen de budur; ama kişinin yeni girdiği durum da onun normali olarak kendince algılanacağı için, fark etmesi kolay değildir. Böyle bir durumda yapılacak en güzel şey, o ortamı ve mekânı hızla terk etmektir. Bizdeki değişimi ise, karşımızdakilerin aynasında kendimizi izleyerek görmemiz daha kolay olacaktır; çünkü içteki değişim her ne kadar tarafımızdan anlaşılmasa da, olaylara verdiğimiz tepkiler, konuşma tarzımız, beden dilimiz ve davranışımızla başkaları tarafından anlaşılacaktır.
Sonuç olarak, içimizdeki karmaşanın, kargaşanın, keşmekeşin dışa vurduğu dönem; ayetlerde de sözü edilen "ahlâksızlığın, edepsizliğin, hayâsızlığın, düzensizliğin, şiddetin, hırsın, öfkenin" zirveye vurduğu AHİR (son) dönemdir ve bunu da yaşamaktayız.
|
|
|
|
|
SORU
Toplumun içine girdiğimizde çok münasebetsiz olaylar, durumlar cereyan etmektedir. Burada "bizim" bireysel olarak alacağımız ders ne olacaktır? Kendi çapımda "sabretmesini" öğrenmek şeklinde düşünüyorum, ne dersiniz?
Selma MİNE
*ES-SABIR (eylemi yapıp sonunu bekleyen) kişilik mertebesinin sonunda ES-SELAM denen selâmet boyutuna, yani kurtuluşa geçilir.
*EL-HALÎM (süre tanıyarak bekleyen) kişilik mertebesinden sonra ise ES-SELÎM (barış) söz konusudur. Dolayısıyla her ikisinde de sükûneti korumak kendi ruh sağlığımız ve bariyerlerimiz açısından da önemlidir. Sonuç ise hem bizi hem de o kişiyi barışa, huzura ve kurtuluşa götürecektir.
*ER-RABB, işitsel kişiliğin levvame mertebesidir. Bu makamdan seslenip, o kişiye bir şeyleri anımsatmanız gerekmektedir. Burada kendimizi tutamayız, "Dur şuna şunu-şunu öğreteyim!" diyemeyiz; otomatik olarak devreye girer.
*EL-KÂDİR, işitsel kişiliğin mülhime mertebesi olup, kudreti dengeli kullanırız ve:
*EL-HADÎ, sentez kişiliğin mülhime mertebesidir ki, yol-yöntem göstermek bizatihî devreye girer.
Bu kişilikler doğrudan devreye girerler; çünkü siz belli bir noktaya gelmiş bir varlıksınız, artık. Kendinizi bir yere kadar tutarsınız; tutmaya zorlarsanız, yapmanızı gerekeni yapmazsanız makam düşersiniz.
MAKAM DÜŞMEK
Yapılan bir eylemi üstlenen kişilik, diğer kişiliklere de bilgi aktarır ya da eylemin izdüşümü düşer.
Bu işleme "Meclis Toplantısı", RABB-RAHMAN-RAHİM üçlemesine de "Divan Toplantısı" denmiştir.
Alt kişiliklerde "vicdan muhasebesi" olarak da bilinir. Benzer bir olayda, kişiliklerden yükümlü olan devreye girmezse, içerden biri "vicdan sesi" olarak "neden yapmadın?" veya "neden söylemedin?" diye bizi sorguya çeker.
Elbette bu eylemde celal ve cemal prensipleri, kimlik ve kişilik bütünündeki makama göre tavır alacaktır.
BAŞA DÖN
|
|
|
|