ruzad.gg.jpg


İÇİMİZDEKİ KAOS

1.SIRTIMIZDAKİ YÜKLER

2.İÇİMİZİN İŞGALİ

3.HEDEF ve YARDIM

4.KORUMA KALKANLARIMIZ

5.BİZE DÜŞEN


İÇİMİZDEKİ KAOS


ruzad.2k.jpg


Selma MİNE

Kadim Mısır öğretilerinde Koç, Amon-RA'nın da sembolüydü ve inançları, geleneksel ritüelleri sembolize ederdi. Her yıl, koç kurban törenleri yapılırdı. Yine tâ Kartaca'ya kadar uzanan, kadim geleneklerden biri de, alınan ilk ürünün, bu arada ilk doğan çocuğun kurbanıydı. Hz.İbrahim'in, ilk doğan oğlunu veya gizemli anlamda ilk fikir-düşünce ve inançlarını kurban yani feda edebilmesi de kolay olmamış, 7 yıl bunun üzerinde düşünmüştür. Sonunda gelenekleri kurban etmiştir; bunun fiziksel sembolü de "koç"tur.

Muhyiddin-i Arabî şöyle sorar: "Böyle küçük bir hayvanın, kudsiyet mertebesindeki bir insanı yüceliğe çıkarmaya nasıl gücü yetecektir? Bunu düşünmezler mi?"

Bunu âyetler şöyle açıklamaktadır: "Sizi cennete (yüce düşünce boyutlarına) taşıyacak olan koç (kılavuz) yapacağınız iyiliklerdir." Dolayısıyla, farsça "râm olma" denilen durumu ifade eden "koç", kişiliğin gelişmesi için, beşerin çevresi ile birlikte yapacağı olumlu ve düzey yükseltici faaliyetlerdir. Bunun için de öncelikle eski kalıplarını kırıp atması gerekmektedir.

Yeniçağa geçme aşamasında da, birçok törelerimizden geleneklerimizden, inançlarımızdan, egolarımızın yarattığı saplantılarımızdan, savunma duvarlarımızdan, yeniliğe açılmamızı engelleyen kalkanlarımızdan vazgeçme durumundayız.

Sosyologlar ve psikologlar da egolar üzerinde çalışmaktadır ve benzer isimler kullanmaktadırlar. İd-libido-ego denilen, alt nefsani boyutlar ve beşeri benliklerdir. Üst nefsani kişiliklere yani güzel isimleri (esma) giyinmeye başlanınca ve BİZ bilincine geçince, bunlar süper egolar (üst kişilikler ve benlikler) halini almaktadır. Daha da ötelerdeki Kolektif şuurun üst katmanları ise GENEL EGO olarak tanımlanmaktadır. Bu en üst benlik olarak, henüz denenmemiş bir birlik ve bütünlük şuuru olup, kişiliği (zâtı), EL-İLAH oluş şeklinde ifade edilmektedir.

Alt boyutlardan üst kişiliklere geçiş için, sen=ben yani mutmain kişiliğin giyinilmesi söz konusudur. Bu güne kadar bireysel ve grupsal sıçrayışlar ve kemale erişler mutlaka olmuştur, olmaktadır; ama bugün dünya çapında bu tatminin yaşanması söz konusudur. NLP açılımında bu, ihtiyaçlar çerçevesinde, kişinin yeme-içme-barınma denen marjinal gereksinimlerinden sonraki sevgi ve saygı duyulma isteği ve devamında yaşanan "kendini gerçekleştirme" tatminsizliğinin bir göstergesidir.

_htiya_lar.1.jpg

ruzad.2k.jpg


Sonuçta bu büyük ihtiyaç:
*Bir yanda MASKELER takmamızı fısıldamakta,
*Bir yandan da İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ ÇALKANTI'yı ve dahi İÇİMİZDEKİ KAOS'u meydana getirmektedir.
*Bu içimizdeki çalkantı ve kargaşa ise, kendi kendimizle olan savaşımıza neden olmaktadır.
*Bunu içimizden dışımıza yönlendirdiğimiz zaman, birbirimizle çatışma ortaya çıkmaktadır

Dolayısıyla halen çevremizde cereyan eden tüm kargaşanın müsebbibi de aslında iç dünyamızda yaşadığımız kargaşadan başka bir şey değildir. Ayetlerde, KIYAMET döneminde kimi kişilerin olayları yaşarken, kimilerinin de sükûnet ve huzur içinde olacaklarını işaret edilirr. Aslında bu huzur, o kişilerin kendi iç dünyalarından kaynaklanmaktadır.

Er-Rabb sözcüğü, eğitmen, öz kişilik, efendi, asıl sahip anlamlarında kullanılan bir tertiptir. Kabalistik bilgiye göre, Rabb, iki beyin lobu arasından devreye giren, kalem ile de sembolize edilen ve bütünle iletişimi sağlayan tepe ışını veya öz varlık değerin belirmesi şeklinde, geniş kapsamlı bir ifadedir. NLP kişiliklerinde İşitsel kişiliğin, Esma basamaklarında Nâs (dogmalara inanan kişi)'ın levvame (sorgulayan ve açıklayan) kademesidir. Ayetlerdeki ay (duygu) ile güneş (akıl) birleştiğinde ortaya çıkan duha (aydınlanma) halidir. Dolayısıyla, bu kişilik, Tanrısal Öz diyebileceğimiz asıl varlığın, kul (hizmetli) ile ilk muhatap olma durumudur. Bu yüzden de mistiklere, 6. ve 7.duyularının devreye girmesi dolayısıyla Rabbi (bilginin efendisi) denmiştir.

mesih_balans_.jpg

Muhyiddin-i Arabi, giderek ruhaniyet ve Rabbiniyet sınıflarının bunun sonucu oluşturulduğuna işaret eder. Bu noktaya ulaştıktan sonra, her kişi, kendi öz varlığından ve birikiminden bilgi aktarmaya başlar. Kur'an'da "benim Rabbim", "sizin Rabbiniz" ve "Yüce Rabb" gibi ifadeler vardır. İşte bu farklılık, önce kişinin bütüne hizmet eden kendi öz varlığının, "vicdan" olarak da tanımlanan kendi öz birikimlerinin, kendi Tanrısal Yönünün devreye girerek o döneme kadar (bu yaşamında veya geçmiş yaşamlarında kazandığı) hazine sandığındaki tüm bilgileri aktarmaya başlaması halidir. Daha sonra ise, kolektif şuurun ya da düşünce okyanusunun veya BÜTÜN'ün bilgileri devreye girecektir ki bu da Yüce Rabb olarak ifade edilen kudretin yetiştirme, eğitme, erdemleri giydirme mekanizması ve ona hizmet eden makam varlıklarıdır. Dolayısıyla, bütüne giren kişiler, artık orada bütünün birer zerresi, hizmetlileri de "yıldız"larıdır. Bu kademeli yükselişte, dönüp geçmiş deneyimleri gözden geçirme ve onlardan ders alarak gelecek kişilikler üzerinde yoğunlaşma, İlâhî Edep (Yüce usul, yol, yordam, davranış, ahlâk ve terbiyenin getirdiği konuşma ve hareket tarzı) denilen düzeni de oluşturmaktadır.


devam - 1.SIRTIMIZDAKİ YÜKLER

ruzad@ruzad.org