|
Dr.Selma MİNE
1918-1923 Anadolu İhtilâli ve Kurtuluş Savaşı, eğitimde, sağlık hizmetlerinde, bizzat silah kullanarak veya cephe gerisinde destek veren kadınlarımız sayesinde kazanılmıştır. Bu yüzden Mustafa Kemal Atatürk, her zaman kadınlarımızın yanında olmuştur. 1925'deki bir söylevinde şöyle demektedir:
"Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir kitlenin bir parçasını ilerletelim; diğerini görmezlikten gelelim de kitlenin tamamı ilerlemeye imkân bulabilsin? Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok, ilerleme adımları, dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenileşme sahasında birlikte kesin aşamalar yaptırmak lâzımdır. Böyle olursa devrim başarılı olur. Memnuniyetle görmekteyiz ki, bugünkü gidişimiz gerçek ihtiyaçlara yaklaşmaktadır. Herhalde daha cesur olma durumu açıktır".
5 Aralık 1934 tarihinde, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun 10.maddesi, "18 yaşını bitiren her erkek, meb'us seçme hakkını haizdir" şeklinden, "22 yaşını bitiren kadın erkek her Türk meb'us seçme hakkını haizdir." şekline çevrilmiş ve ayrıca, 11.madde "30 yaşını bitiren kadın, erkek her Türk, meb'us seçilebilir" şeklinde düzeltilmiştir.
@
6 Aralık 1934 tarihli CUMHURİYET Gazetesi'nin sürmanşetinde şu sözler yer almaktadır:
"TÜRK KADINI HAKLARIN EN BÜYÜĞÜNÜ ALDI
Büyük Millet Meclisi, dün yaptığı tarihi toplantıda kadınların meb'us seçme ve seçilmelerini alkışlar arasında ittifakla kabul etti"
Keza başka bir tek sütuna manşette ise şöyle bir haber yer almaktadır:
"Türk kadınına asker olma hakkı da verilmeli"
Meclis koridorlarında göze çarpan bir cereyan Ankara 5 (telefonla) - Bazı meb'uslar Meclis koridorlarında bütün siyasi haklarına sahip olan Türk kadınına asker olmak hakkının da verilmesini mevzuu bahsetmekte, bir kısım memleketlerde olduğu gibi kadın alayları teşkilile sıhhi ve geri hizmetlere hazırlanma vaziyetinin kolaylaştırılabileceğini söylemektedirler.
|
|
|
|
|
Çeşitli beldelerde muhtarlık, belediyelerde başkanlık yapanlar; milletvekilliklerinin ötesinde parti başkanlığı, bakanlık, başbakanlık, başbakan yardımcılığı yapan, kaymakam ve vali olan, çeşitli kurum ve kuruluşlarda müdürlük, daire başkanlığı, genel müdür vekilliği görevlerini üstlenen ve hatta yüksek rütbeli subay olan kadınlarımız mevcuttur... Çeşitli yabancı ülkelerle karşılaştırıldığında, iş kadınlarımızın sosyal durumlarının daha yüksek olduğunu gözleyebilmekteyiz.
Sözgelimi Hollanda'da bir işçi kadın, bir erkek işçi ile aynı işi yapmasına rağmen yarı ücreti almaktadır. Türkiye gibi laik bir ülke olan Mısır'da, iş kadınları makbul görülmemekte ve bekâr kalmayı tercih etmektedirler. Birçok ülkede mühendis, mimar, doktor olan kadınların yüzdesi, Türkiye'den daha düşüktür. Buna rağmen halen ülkemizde okuma yazma bilmeyen kadın sayısı, toplam kadın sayısının % 49'larını bulabilmektedir.
Çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan anketlerde, halen erkek düşüncesinin ve kararlarının ağırlıklı olduğu bir toplum yapısına sahip olduğumuz saptanmaktadır. Oysa Atatürk'ün de değindiği gibi, toplumu oluşturan bir cinsin diğerine baskın davranması dolayısıyla, ülke bütününde sosyal ve kültürel gelişme, ağır ilerlemektedir. Bunun farkında olan kişilerin de desteğiyle, yeni yasal düzenlemelere gidilmektedir. Bunlardan biri de son günlerde yürürlüğe giren medeni kanundaki aile reisliği, erkeğin karısının çalışmasına izin vermemesi, kadının kızlık soyadını kullanma serbestisi,.. benzeri düzenlemelerle kadınlara yeni haklar kazandırılmıştır.
Bunlar yeterli midir? Çok daha kısıtlı dönemlerde, aklını ve zekâsını kullanan kadınların, bu ilerlemelere öncülük yaptığını biliyoruz. Geleceğin temelleri ise, bu mücadeleyi sürdürecek olan günümüz kadınlarınındır.
Konuşmamı, Atatürk'ün Ocak 1923'de söylediği bir vecize ile kapatıyorum:
"Şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir."
|
|
|
|