ruzad.gg.jpg


KADER PROGRAMI'na SON:
DOĞRU YARATMA

İNSANIN YARATICILIĞI
GERÇEKTE NASIL BİR İŞLEYİŞTİR?


KADER PROGRAMI'na SON:
DOĞRU YARATMA


rumuz.s.jpg

ruzad_amblemi.kk.jpg

Selma MİNE

bilgisayar.jpg

Son zamanlarda çeşitli gruplar arasında iki değişik düşünce şekli dolaşmaktadır. Bunlardan biri, KADER, diğeri YATARIM üzerinedir.

En çok sorulan sorulardan biri: "KADER VAR MIDIR, YOK MUDUR?.. Var ise biz kaderin "oyuncağı" mıyız? Eğer bir oyuncak isek, üzerimizden "sorumluluk" kalkar ve biz, O'nun isteklerini yerine getiren birer "kukla"yız demektir. Her şey baştan düzenlenmişse, tanrı neden bizi cezalandırıyor veya affediyor? Bu ne adaletsiz düzen?

Bu tür bir düşünce yapısı, geçen konuşmamızda yer alan DOĞRU GÖRÜŞ (idrak) -> DOĞRU DÜŞÜNCE -> DOĞRU KARAR sıralaması ya da kademelenmesinde bir "sapma" olduğunu göstermektedir.

DOĞRU YOL'un ANAHTARLARI

Kişi "inançlı" tarafta olup da "amentü"nün bir kısmına inanıp bir kısmını "örter"se, DOĞRU SENTEZLEME yapamayacağından bu tür sorular, kendini katlayarak ortaya çıkacaktır.

İnanç (Amentü) bilgileri açıktır:
Amentü: 7.ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi Teâlâ - ve iyiliğin ve kötülüğün (düalitenin/ karşıtlıkların) Yüce Bütün tarafında ölçümlendirildiğine (kanunlara uygun olarak kaza-bilgi-irade-isyan ile programlandığına)

İNANMAK... AMA NEYE?

Nedir KADER? Bir ölçü, değer ve program ünitesi, sistemin işleyiş şeması. Programsızlık dahi bir programdır ve daha üst programların emrinde, gözetiminde olduğundan avam dilinde "sürüklenme, oyuna gelme" gibi tanımlanır.

Sistem yasaları gözlendiğinde, "irade" denilen bir kavram ve programın da kişiye yüklendiği bildirilmiştir. Bunu kullanma iradesinin dahi kişide kullanıma amade olması söz konusudur. O halde sorumluluğu bir başka güce yükleme ve yaptıkları/yaşadıklarından kaçış; kişiyi "iradesini kullanmama iradesi" ile baş başa bırakmaktadır. Burada sorumluluk, nefse aittir.

Dolayısıyla yaşamın her anında programını yapan ve uygulayan insanoğlunu yaratan gücün programsız davrandığını düşünmek; gerçeği görmek ile örtmek arasındaki ince sınırda (sırat köprüsü) sıkışıp kalmak olmaktadır. Bu yalpa atışın temel yasaları, yaradılış öncesi verilen YÜCE KARAR'larda yatmaktadır. Alegorik olarak anlatılan Rab ile İblis arasındaki konuşma, bunu açıklamaktadır:

Işık varlığın yaratacağı, daha alt (düşük) frekanslardaki suretine bütün melekler secde edecektir (prensip ve yasalar tâbî olacaktır). Ancak "insan" denilen bu sûret (kopya) sadece 4 temel yasaya uyacaktır (Cebrâil-> İletişim ve Bilgi akışı; Azrail -> Değişim ve Sıçrama; Mikâil -> Organizasyon ve Yaratım; İsrafil -> Tekâmül ve Kopyalama) ve de "benlik bilinci" diyebileceğimiz İblis'in tesirinde kalacaktır. İblis, insana secde etmek istemez ve ayni alegorik öyküde Rabbe der ki: "Ben başlangıçtan, hatta senden önce de vardım. Sadece seni tanırım ve bilirim, çünkü yegâne 'benlik', sensin! Senin yarattığın birine secde edersem, ikinci bir 'benlik' ortaya çıkar ki bu var oluşuma terstir; bu yüzden insana secde etmem."

Temel Prensipler: MELEKLER

Mitologos (Mitoloji -> geçmişin ilâhiyat ilmi)'ta İblis, Lucifer olarak geçer. "Kendinden ışıyan" anlamındadır. En yüksek tahtında oturan "ışık-melek" iken tanrı ile tartışır ve cennetten kovularak yeryüzüne iner, yeraltına çekilerek karanlığa gömülür. Bir süre orada taht kurar, sonra tekrar yeryüzüne çıkar, Tanrı onu affeder ve göğe yükselir, eski tahtına oturur. Bu öykü, âyetlerde şöyle anlatılır:

Rab (Tanrısal Öz) yine de ısrar eder ve aralarında adeta bir pazarlık geçer. İblis yeryüzüne inecek ve insanı "şeytan" (nefsaniyet) olarak şaşırtacaktır; tâ kî o KIYAM edene kadar. Çünkü diğer meleklerin dediği gibi, insan kendini madde aynasında "TEK-BİR" görmeye başlayacak ve "benlik bilinci" onu "kibre" sürükleyecek, "eş koşmaya" götürecektir. Gün gelecek "amentü"yü inkâra veya örtmeye yeltenecek; gün gelecek ahlâk yasalarını görmezden gelecektir. Tüm maddenin ve her şeyin efendisi (el-Mâlik) olduğunu iddia edecektir. Ne zaman kadar? KIYAM denilen kendi iç aydınlığını, gerçeği ve yaratımın amacını kavrayana kadar. İşte o zaman merdivene tırmanma (miraç) başlayacak, olgunluk basamaklarını sıçrayarak geçecek (ref-ref); TEK-BİR'in bireysel değil BÜTÜNSEL olduğunu kavrayacak; yükselerek tahtına (tepe çarka) oturacaktır.

Nefsin kademe kademe incelmesi:
Emmâre (uyan) - levvâme (sorgulayan) - mülhime (ilham alan) - mutmain (tatmin olan) - radiye (kaderini idrak eden) - merdiyye (özü/ sözü/ gözü bir) - safiye (saf/ temiz/ aydın) şeklinde olacak; sonunda tahtta kendi tanrısal özü ile yüz yüze gelecektir. Ayetlerde bu durum, "El değmemiş eşlerinizle karşılıklı oturacaksınız" şeklinde ifade edilmiştir. Yani DOĞRU DÜŞÜNCE -> DOĞRU KARAR -> DOĞRU YARATIM noktasına ulaşacaktır.

İşte bu nokta -> 9.Basamağa sıçrayış; KADER PROGRAMI'nın SONU ve Kişinin Kendi Kaderini Yazma/ Yaratma eyleminin başlangıcı; SENTEZ KİŞİLİK halinin doruk noktası (el-Ahad)'dır. Bu, el-Mâlik oluşun pozitif şekli, yaratıcılık ve sûretler evrenlerinin de giriş kapısıdır. Dolayısıyla, Ahad -> TEK-BİR olmanın şifresi hem 1 olma (el-İlâh) hem de 13 yani TOHUM olma halidir.

Tohum + Toprak -> Ürün
Fikir + Ortam -> Yaratım

Tohumun içinde yazılım ve program (kader) mevcuttur ve bu, el-muksit (amaç, gaye, maksat), el-Mubdi' (ilk var etme), el-Fâlik (tohumu çatlatma) adlarıyla da ifade edilmiştir.

Devreye giren 9.Basamak -> DOĞRU YARATIM, mevcut Kader Programı'nın da sonu olmaktadır. Bu kademede, iki zıt yaklaşım söz konusudur; ki her ikisi de temel yaradılışı ve Tanrısal Öz'ün amaçların örten ifadelerdir.

g_ller.jpg

1.Biz kimiz ki neyi yaratıyoruz?

Beşerin kendini aşağılama ifadesi. Buradaki kimlik sorgulaması, iradeyi kullanmama ve sorumluluktan kaçma dolayısıyla, her türlü yükü üzerinden atarak Yüceliğe karşı kendi beceriksizliğini gizleme, şikâyet ve acındırma politikasıdır. Var oluşun gerçeğini ve madde âlemdeki görevini kavrayan kişi, "kim" olduğunu hatırlarken, "şeytanı Müslüman ederek" yani güçlü nefsânî duyguları zapt ederek onları iyide, güzelde, hayırda ve Bilgide DOĞRU KULLANMAK olacaktır. İstenen de budur zaten. DOĞRUYU BULMAK ise, başlı başına bir İRADE işidir zaten. Üstelik maddeyi kullanmaya frekans düşüren ve kabalaşan, katılaşan tüm IŞIK VARLIKLAR'ın öz-akitleri de bu yoldadır.

2.Biz ne düşünürsek onu yaratırız!

Beşerin kendini yüceltme ifadesi. Buradaki gizli kibrin yontulması ve belli bir düzeye çekilmesi; her beşerî varlığın kendi kaderî programını bile doğru dürüst algılamadan yaratım lüksünü yaşamaya başlamasının kime ne fayda sağlayacağını da düşünmesi gerekecektir.

Yücelik, her sorunun ve her yanıtın gerekli cevabını verir (el-Mucib); ama iyi bir gözlemci (şehid) ve sembolleri çözücü (kâşif) olunmadıkça; "sanrılar" ve "beklentiler" içinde boşa harcanan bir hayattan başka ne kalacaktır, geriye dönüp baktıklarında?

O halde hangi yanda olduğumuzu iyi teşhis etmemiz; bu hastalığın da yanıtı olacaktır:

1.TALEP EDEN miyiz?
İyi bir aş, iyi bir yuva, iyi bir iş, iyi bir eş, iyi bir arkadaş... bir araba, bir ev, bir yat, bol para... DOĞRU bir YAŞAM içinde bunlar vardır zaten ve basamaklar çıkıldıkça şöyle veya böyle elde edilebilir. Bu YARATIM mıdır? Bu, kaderî programı tanıyıp, bilip, DOĞRU BASAMAKLAR çıkıldığında, liyakat (beceri ve başarı ile) onu adım adım değiştirme talebidir. Herkes kendi kaderinin başoyuncusudur; ama başkalarının kaderlerinde figüran veya katalizör de olabilir. Yollar kesişir, etkileşim olur (tıpkı bir istasyonda ayaküstü karşılaşma, tanışma gibi), sonra herkes yoluna gider; ama taraflarda etkileri devam eder, en az birinin yaşamında değişiklik olurken; diğeri belki de unutacaktır.

2.YARATICI mıyız?
"Creator" sözcüğüne bu günlerde "curator" sözcüğü de eklendi. Dillerde "pelezenk" edilen ve beşerî kıskançlığın ve nefsaniyetin dalgalandığı "İlk oluş O'ndandır, sonrası maddeden maddenin yaratımıdır!" ifadesinde gizlenen gerçektir. Işık varlıklar, doğal evren denilen fizik âlemi yaratmışlardır. Biz ise onların madde âlemdeki sûretleri olarak, yapay âlemin içindeki yaratımlar zincirini sürdürenleriz. Madde aynasında yaratılma amacımız da buydu, zaten!

Akıllı olduklarını sanan ahmakların soruları ise sürmeye devam ediyor: "Tanrının gücü yok muydu ki bizim vasıtamızla yapıyor?"

Vardı ki kendi varlığının (kaba deyimiyle en 'dandik') malzemesinden doğal âlemi yaratıp, bu muhteşem yazılımı yazdı ve "insan" modelini ona uyguladı. Bir ordu gönüllü ışık varlık da, bu modeli geliştirme yolunda cehit verdi. Sonuçta, bu malzemeyi de bu malzemeden yarattıklarına kullandırıp işletiyor. Kömür madeninde çalışan, petrol kuyusunda zifte bulanan veya harç karıp tuğla ören "patron" gördünüz mü hiç? Yine de işçiler, patronun sûretindedir, her ne kadar aralarında statü farkı olsa da! Hatta bazen, patron işçilerin arasına kontrol için bir süreliğine iner; durumu yakından izler; sonra onların yanında ekip başlarını, mühendis ve kontrolörleri bırakarak makamına döner; çünkü görevi başkadır.

Şimdi dönüp kendimize bakalım, tıpkı ayette "Dön kendine bak!" dendiği gibi. Gerçek anlamda YARATICILIK eylemini gerçekleştirenler kimlerdir? El-Mucid (icad eden), El-Musavvir (tasarlayan), El-Fâlik (tohumu çatlatan), El-Mubdi' (ilk var eden)... gibi isimleri giyinerek eş, iş, aş, kat, yat, araba, otel, motel, uçak, tren,... isteyenlere; onların misal âlemine gönderdikleri hayalleri gerçeğe çeviren, icat eden, ev/ giysi/ araba/ uçak/ denizaltı/ uzay gemisi modelleri çizen, tezler ileri süren, kuramlar üzerinde düşünen, fikir üreten, yaşam modelleri oluşturan, beste yapan, sanat eserleri ortaya koyan, yeni buluşlar için kafa patlatan kişilerdir.

Dolayısıyla BEŞER -> DOĞRU YOL BASAMAKLARI'nı tırmanarak DOĞRU YARATIM noktasına gelene kadar, "Mevcut Kader Programı"nda rol oynarlar; bu yüzden çoğu kimsenin hayatı birbirine benzer. TALEPKÂR olma eylemi sürer gider... "Kaderini eline alan" kişi ise 9.kata ulaşmıştır ve DOĞRU ÜRÜN verme, DOĞRU YARATMA fiilini devreye sokacaktır. YARATICILIK ile TALEPKÂRLIK arsındaki farkın iyi anlaşılmasında yarar vardır!

O halde kendimize ciddi ciddi şu soruları sormalıyız:

*Kendimizden vermiyor, bir şey üretmiyor; sadece istiyor ve edindiklerimizle eğlenip övünüyorsak, biz hangi taraftayız?

*Üretip sunduklarımızı kendimiz için mi, toplumun hayrına mı yapıyoruz?

*Yoksa tanrıya ve ne olduğunu kavrayamadığımız kadere (programa) kızıp, beklenti ve sanrılar içinde oyalanıp duruyor muyuz?

YARATICILIK MAKAMINDAKİ ÖZLERİMİZLE BULUŞMA UMUDUYLA...

29 Nisan 2009


BAŞA DÖN

ruzad@ruzad.org