
İNANMAK... AMA NEYE?
|
|
|
İNANMAK... AMA NEYE?
|
|
|
|
|
İNANMAK... AMA NEYE?
Selma MİNE
Girmekte olduğumuz akıl ve bilgi çağının ölçütleri ile geriye dönüp baktığımızda; sorgulamakta olduğumuz her tür değerle beraber, inançlar da mikroskop altına yatırılmaktadır.
*Neye inanıyoruz?
*İnandıklarımız asıl değerler midir; yoksa "öyle işimize gelen, kendi nefsimizin yarattığı" değerler midir?
BALLIK ÇAĞI ya da DİN GÜNÜ denilen "mistik" dönemde savaşlara bile yol açan inançlar ya da ilhamlar dikkatle incelenince; "inananlar" ve "örtenler" (küffâr-kâfirler) olmak üzere iki önemli tanım ile karşılaşılmaktadır. Bir siyasi kurumlaşma halini alan bu taraftarlık yüzden insanlar öldürülmüş, seferler düzenlenmiş, ülkeler zapt edilmiştir.
Kâfir, tohumun toprak ile örtülmesi anlamına gelen Arapça bir kelime olup, "çiftçi" için de kullanılmıştır. Ezoterik anlamda ise, "asıl gerçeğin örtülmesi" şeklinde betimlenmiştir.
Bu durumda, üzerinde durulması gereken asıl gerçek nedir? Bu öyle bir temel değer olmalıdır ki; örtülmesi yani göz ardı edilmesi, kabullenilmemesi, dışlanması durumunda; yaşamsal birtakım sorunlar ve sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. Ayetler, sık sık bu konuda uyarıda bulunmakta ve "hesaplaşma" döneminde, inançsız kişilerin çok sıkıntı çekeceklerini vurgulamaktadır.
Tıpkı doğruda-iyide-hayırda-güzellikte ve bilgide; uyumlu ve yaratıcı bir insan olmanın ön ölçütleri 10 Emir gibi; bunun da bir söyleminin ve yazılımının olması gerekmektedir.
Yine geçmiş dönemlere doğru yolculuk ederek Kadim Bilgilere göz attığımızda, Eski Mısır'da olan ve daha sonra "din" denilen "ahlâkî ve sosyal sistem"in de baz alacağı AMENTÜ denilen, "temel inanç yasası ve prensipleri, eşikleri" ile karşılaşılmaktadır. Bunlardan biri dışlandığında; işte o "örtme" denilen durum karşımıza çıkmaktadır. Bunun günümüzdeki karşılığı BİLİNÇLİ OLARAK "göz ardı etmek" veya "görmezden gelmek" ya da "dışlamak" şeklindedir. Çünkü çiftçi (insanoğlu) tohumu (ana fikri, gerçeği) bilerek ve isteyerek toprakla (formla, biçimle) örter, çoğaltmak için. Bilinçli şekilde göz ardı edilen "gerçek" ise, ya su (ana bilgi) ile beslenip yeniden filiz verir veya kurur, çürür, kaybolur gider.
Eski Mısır'dan itibaren AMON-RA (Işık, Efendi, Rab oluşa inanç) ile başlayan, AMON -> AMEN -> AMİN şeklinde gelişen bu ölçütleri bir kez daha gözden geçirmek, neyin örtüldüğünü veya neyin sürdürüldüğünü; "her bir gerçeğin örtülüşü"yle nasıl böylesine büyük bir çeşninin ortaya çıktığını da gözlemek mümkün olacaktır.
Bunu İslâmiyet, "İman'ın Şartları" olarak ortaya koymuştur ve "tafsilî (açıklamalı) iman" şeklinde bilinir:
1.Amentü - İnanıyorum ki:
2.billâhi -> Yüceliğe (kıdem: başlangıçsızlığa, bekâ:sonsuzluğa, vahit:tekliğe, vücud: varlık oluşa)
3.ve melâiketihi -> ve O'nun prensiplerine, yasalarına, yetkinliklerine, yetkililerine,
Temel Prensipler: MELEKLER
4.ve kütübihî -> ve O'nun kitaplarına (dönemlerinin ahlâkî kriterlerini de içeren bilgi akışlarının yazılımlarına)
5.ve resûlûhî -> ve O'ndan akışları sunan görev üstlenmiş haberci ve elçilerine,
6.ve'l-yevmi'l-ahîrî -> ve sonunda büyük bir hesaplaşma döneminin olacağına,
7.ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi Teâlâ -> ve iyiliğin ve kötülüğün (düalitenin/ karşıtlıkların) Yüce Bütün tarafında ölçümlendirildiğine (kanunlara uygun olarak kaza-bilgi-irade-isyan ile programlandığına),
8.ve'l-ba'sü ba'del-mevt -> ve ölümden sonra tekrar dirilineceğine,
Görülmektedir ki, doğan ve şuuru açılan varlığa, temel hatırlatılan konu, varoluşun ana fikridir. İşte inançlı olup olmama hali, bu ölçütlerin sıralamasında kendini göstermektedir ve tüm dinler için geçerlidir. İster Asyalı Doğu, ister Amerikalı Kızılderili, ister Afrikalı zenci inançlarına inilsin, temelde anlatılan budur.
Bir önceki konuşmamızda sözünü ettiğimiz Teistler, kitaplara, elçilere, hesaplaşma dönemine ve yeniden doğuma soğuk bakanlar, dışlayanlar veya reddedenlerdir. Ateistler ise, tümüyle hepsini reddedenlerdir.
Görüleceği üzere, "Amentü" olarak bilinen ölçütler, tüm dinler için geçerli bir sistem tanımıdır. Bunların hepsini birden kabullenen, inananlara Müslüman (Kurtuluş yoluna teslimiyette olan) denmiştir. Bu yüzden "Her bebeğin Müslüman doğduğu" yani tüm inanç değerleri kayıtlı olarak doğduğu; sonradan örtüldüğü kabul edilmiştir.
İNANÇ GENİ BULUNDU
"Kuruluş"a (İslâm'a, selâmete) geçmek için, ilâve (kısa yoldan giden) bir madde konmuştur. Buna da icmâlî (kısaca) imân denmiştir. Bu inanç şekli, kişiyi "keşif ehli" olarak; şahadet (gözlemleme) ilmi ile maddede-mânâda, olayda-durumda, içinde-dışında,.. gözlem yapmaya ve aklını kullanmaya zorlayan bir konumdadır:
8.eşhedü en lâ ilâhe ill'allâh -> İlâhe olarak tapınılan unsurlardan (ümmühât-ı süflî) oluşan biçimlerin değil; ilâh (Yücelik) olarak ifade edilen (abâi-ulvî) akıl, irade, idrak, muhakeme ve mantık ölçütlerinin gerçek irşad edenler olduğuna tanığım.
9.ve eşhedü enne Muhammeden abdûhû ve Resûluh -> ve hamd eden (gerçeğin yasa ve prensiplerini kavrayan) kişinin de hem kul (görevli) hem de elçi (akışta olan ve düzen kuran) olduğuna tanığım.
ULU İNSAN MODELİ
|
|
Buradaki Hamd ifadesinde, gizli olarak AMENTÜ maddelerinin bulunduğunu da unutmamak gereklidir. Ve yine unutulmaması gereken, İslâmiyet'in, AKIL Dini oluşudur. Bu yüzden de pek çok ayette "aklın kullanılması" ve "akıl sahipleri"ne vurgular vardır.
Bu sistemi yeniden su yüzüne çıkaran, yani örtüleri kaldırarak tohumun topraktan çıkmasına ve yetişmesine önayak olduğu için, Mustafa Hazretlerine MUHAMMED (Gerçeğin yasa ve prensiplerini kavrayan kişi) denmiş; kendisinin de ifadesiyle, KIYAM'dan (sorgulama ve hesaplaşmadan) önceki son elçi (resul), haberci (peygamber), nezir (kötüye gidişi uyaran) olarak kabul edilmiştir.
Dolayısıyla beşerin, kendinde kayıtlı temel değerleri hatırlayıp sıçrama yapabilmesi ve ruhsal/ zihinsel açılımları için peygamber örnek (model) gösterilmiştir. Tabii ki bu, Hz.İsâ'da olduğu gibi, peygamberin, kendisinin de bir "insan" olduğunu vurgulamasına rağmen zamanla onu dokunulmaz kılma, eş (şirk) koşma ve tapınma şeklinin de başka bir çeşidini ortaya koymuştur. Unutulmaması gereken onun, mükemmel bir model olsa da, Yüce BÜTÜN'lüğün kendisi olmadığıdır.
Her toplumda olduğu gibi, bu hatırlama için şeklen yapılan ve sistem uyumu kolaylaştıracak olan temel ritüeller de "kurtuluş"a gitmenin koşulları olarak bilinir:
1.Namaz -> Dünya, gönül, akıl gözleri ile gözlem, analiz, sentez ve gerçeği keşif
2.Oruç -> Bedensel, duygusal, zihinsel, arınma. (Dolaşımı, organları, hücreleri tortulardan arındırma)
3.Zekât -> Maddede, vicdanda, fikirde toplumsal paylaşım
4.Kurban -> Maddede, gönülde, fikirde fedakârlık, katı kural, töre ve saplantılardan kurtuluş
5.Hac -> Maddede, gönülde ve fikirde birleşme. Başka kişilerle ve toplumlarla tanışma; yaratımda bütünü idrak ve toplu sıçrayış.
Aydın kişiler için bu ritüeller, kuşaklara örnek olmak ve öğretmek için yapılmaya devam eder.
Şimdi artık sorularımızı sormaya başlayabiliriz:
*İnançlarımız, gerçekte bizim aklımızın yatmadığı, gönlümüzün kabullenmediği, içimize sinmeyen değerlerle mi; yoksa bize öğretilen, dayatılanlarla mı şekil almaktadır?
*İnanmadıklarımızın gerçekten de "inanılmaz" olduğu ile ilgili yeterli bilgiye sahip miyiz?
*Konuyu derinlemesine biliyor muyuz? Bilgimizi yeterli mi buluyoruz? Yani bildiğimizi, bildiğimizi mi sanıyoruz? Yoksa bilmediklerimizi itiraf, nefsaniyetimizi mi zedeliyor?
*Yanlış gördüğümüz veya bildiğimizi bize fısıldayanlara, konuyu bize öğretenlere hakaret olur düşüncesiyle, ters ve katı mı davranıyoruz? Yoksa doğruyu savunanların üzerine eksikleri savunarak giderken, bir tür eğlence mi arıyoruz? İskambilden kurduğumuz şatoları çökmekten mi korumaya çalışıyoruz?
*Tüm kavramların maddede, manada, eylemde, durumda, fikirde, duyguda, içte, dışta, altta, üstte... karşılıklarının olduğunu kabul ediyor muyuz, etmiyor muyuz? Bir kavram veya yasanın kabulü ve reddindeki o ince sınırda, "ince düşünmek" gibi bir yeteneğe sahip miyiz? Yoksa "boş vermek" gibi bir lüks içinde miyiz?
*İçinde bulunduğumuz koşullardan huzursuz ve rahatsız mıyız? Yoksa ayetlerde sözü edilen ve içinde yaşadığımız bu "hesaplaşma" döneminde; çok sıkıntı çekenlerle, sıkıntılarına dahi şükredenler arasındaki fark bizi şaşkına mı çeviriyor?
*Bunca savaşlarda kendilerini bir fikir veya ülke uğruna öylesine kolay feda eden kişilerin içsel bilgilerinde, bu sistem tanımının ve yeniden daha güzel bir hayata doğmanın inancı yok mudur?
*İnançlı ve ahlâk yasalarını uygulayanlarla, inançlı ama uygulamayanlar arasında doğan çelişkiler sonucu, "bir sonraki yaşamımda yaparım, şimdi istediğim gibi yaşarım" dendiği için mi "öldükten sonra tekrar dirilme" bilgisi örtülmüştür?
*Günümüzde böylesine maddeye bağlılık ve "ölüm" korkusu, temel sistem yasalarının unutulmuş veya göz ardı edilmiş olmasından mı kaynaklanmaktadır?
*Kendi yarattıkları unsurlara (ilâhelere) tapan toplumların, o putlar çöktüğü zaman yaşadıkları korku ve kargaşa, inanç eksikliği ve görme (idrak) noksanlığından, zihinsel melekelerini (Yüce, İlâhi Gözlerini) tam kullanamamalarından olabilir mi?
*İnançsız ve ahlâk yasalarını uygulayanlarla, hem inançsız hem de uygulamayanlar arasındaki uçurum; inançlı ve ahlâk yasalarını uygulayanlarla, inançlı ama uygulamayanlar arasındaki uçurumdan ne kadar farklıdır?
*Bu büyük saçaklanmada, dürüstçe yerimizi kestirebiliyor ve kendimizle yüzleşebiliyor muyuz?
*İçinde yaşanılan düzensizliği, kargaşayı, zulmü, öfkeyi, cinneti, şiddeti kendimizde değil de Tanrı'da arama sorumsuzluğuna sığınmak, bizi kurtarıyor mu?
*Korkularımız, yeterli bilgilerimizin olmayışı dolayısıyla, bir tür sigorta gibi bizi yaşamın bu muhteşem döngüsüne karşı uyaran ve bilgilenmeye iten itenekler midir?
*Muhteşem bir yazılımın, programın ve deneyimin, her düşünce katmanına ve gücüne göre (bitkisinden hayvanına, tüm canlılığı ile) dünya sahnesinde yaşadığının idrakinde miyiz; yoksa ne idüğü belirsiz, yuvarlanıp giden bir sistemin içinde, öylesine biz de yuvarlanıp gidiyor muyuz?
Ve son soru:
"Tüm dünya sonunda İslâm'a gidecek" ifadesindeki "kurtuluş", başına gelen felaketler sonunda, bu büyük yelpazedeki tüm bireylerin ve toplumların; bu temel yasaları anımsayacağı ve bu yasalarda yeniden birleşeceği (secde edeceği) dönem mi olacaktır?
İYİ BİR GÖZLEMCİ OLMAK DİLEĞİYLE...
17 Mart 2009
|
|
Tavsiye Edebileceğimiz Eserler: (lütfen isimleri tıklayınız!)
SESSİZ GEZEGENİN DIŞINDA
UZAY TAZISININ YOLCULUĞU
SEYYARELER ÇARPIŞIYOR
İSTİRİDYE KABUĞUNDAKİ VENÜS
|
|
|
BAŞA DÖN
info@ruzad.org
|
|
|