|
BÜTÜN'ü İDRAK
Selma MİNE
Farkındalığın da kendi içinde basamaklandığını görmek ve gözlemek kaçınılmazdır. Yaratıkların şuurlanarak ve farkındalıklarını açarak varlık haline geçişlerindeki bu muhteşem serüvende, gelişim ve olgunlaşma basamaklarını tekrar tekrar gözden geçirmek; hem farkındalığımızın yeni basamaklarına tırmanmak, hem de anlamlar yüklediğimiz kavramların kapsama alanlarının sınırlarını zorlamak açısından, zihinlerimizin ve Yüce RUH yapımızın (irade + muhakeme + akıl + mantık + idrak) da gelişmesine yardımcı olacaktır.
Dünya üzerinde yaşanan bu muhteşem oyunda, varlık olma basamaklarını tırmanan yaratıkların, bir biçim ve düşünce tarzından bir diğerine tırmanması sırasında yaşanan sarsıntılar da ortadadır. Kutsal Metinler'in "Kıyamet" olarak işaret ettikleri bu dönem, tüm gelmiş geçmiş varlıkların bir araya gelip son hesabın görüleceği zaman dilimi veya bir siklus (burç tesir dönemi) deneyiminin, bir çalışma programının sonudur.
Bunu şöyle bir örnekle açıklamak olasıdır: Her deneyim siklusu bir yıllık basit işletme defteri tutmak gibi düşünülürse; her sayfada karşılıklı olarak gelir ve giderler yazılacaktır ve bunlar bir sonraki sayfalara naklî yekûn olarak aktarılacaktır. Yıl sonunda ise tüm "Gelirler" ve "Giderler" toplamları bir "bilanço" veya "mizan" denilen "denge tablosu" düzenlenir. Defter yıllık olarak tasdik edilir, kapatılır veya devam ettirilir. İşte bu, tüm hesabın kapatıldığı, bilanço'nun çıkarıldığı, kâr veya zarara göre kurumun devamına veya kapatılmasına karar verilen yıl (siklus) sonu dönemi "Büyük Hesaplaşma" denilen veya "Büyük Dava"nın görülüp "Tamam mı devam mı?" denileceği dönemdir.
Bu işletme defteri, her yaratılanın kendi yaşam çizelgesidir. Ara sayfalar, onun çeşitli dönemlerde dünyaya gelip gidişleri, kâr hanesi kazançları, yaptıkları iyilikler ve verdikleri ürünler; zarar hanesi, yaptıkları kötülükler ve verdikleri zararlar olarak düşünülebilir. Ara toplamların zaman zaman dengesini kaçırması, o deneyimler sırasındaki yaşamlarla ilgili olabilir; ancak önemli olan (ve elbette ara enkarnelerin göz ardı edilişindeki temel öğe) sonunda "varlık" olma sınavındaki yaratığın tüm bu çalışma sonunda edindiği bilgi, beceri ve sunduğu ürünlerin; hatalarından yüksek olmasıdır. Çünkü bu, onun bir sonraki siklusa (çalışma dönemine) bir sermaye yani bilgi birikimi ile başlamasına ve daha ileri modelde bir yaşam üzerinde çalışmasına yardımcı olacaktır.
Dönem sonu yaşanmaktadır ve BALIK ÇAĞI denilen 2500 yıllık "mistik" çalışma dönemi sonucunda edinilen "bilgi" (kâr), KOVA ÇAĞI denilen yeni "bilgiyle" çalışma dönemine geçecek varlıkların sermayesi olacaktır. Zararda olanlar ise, yaşamlarının sonunda BİLGİ ÇAĞI'nda ya bir süre daha borçlanarak kör-topal idare edecekler; veya sistemlerini kapatacaklardır. Bu konuda ayetler, geçmişte cereyan eden bu tür dönem kapanışları sonucunda, "Onlar hesaplarını kapattılar ve makamımıza dönerek yaptıkları hataları gözlemlediler" ifadesi yer almaktadır.
Bu konuda varlık olma yolunda nasıl bir evrimleşme (evre evre üst modele geçme) ve tekâmül (Kemâle erme, olgunlaşma) izlendiğini bilgilerde de gözlemek olasıdır:
Şuurlu İnanç, Cild:2, 1989, Sf:448
Varlıklar tekamül merhalelerinden (aşamalarından) daha yükseğine yükselirlerken daima bir intibak (uyum) devresi geçirirler. Bu devre ekseri çok hassas (duyarlı) bir devredir. Misal olarak, hayvanla-insan arasında geçirilen devre gibi. Dünyada hayvan ile insan arasındaki devreyi yaşayan varlıkların en gerileri hayvan, en ilerileri de insan şeklindedir. İnsan şeklinde fakat yarı hayvan hayatı geçirenler ise pek çoktur. Bu gibi olanların vücut yapılan, kısaca, yaradılışları insanla hayvan arası bir hayat geçirmelerine uygundur. Hatta hayvanlıktan insanlığa gittikçe yaklaşmakta olan bir varlık ağır imtihan devreleri geçirmesi sebebi ile bazen bunlara dayanamaz, hayvanken olduğundan çok daha fazla hayvanlaşabilir.
Şu halde insan olarak yaşayan varlıktan üçe ayırarak düşünebiliriz:
1. Tekâmül etmiş hayvan halindeki insanlar.
2. İnsanlar.
3. Üstün değerdeki insanlar.
Hiç şüphesiz ki üçe ayırarak düşünülebilen bu gruplardaki insanları da analize tabi tutmak mümkündür.
1. TEKÂMÜL ETMİŞ HAYVAN HALİNDEKİ İNSANLAR VE ŞUURLU İMAN
Tekamülün bu devresini yaşayanların şuurlu bir imanı idrak edebilmelerine imkan yoktur. Onlar dinleri dahi idrak edemez fakat ettiklerini zannederler. Vücut yapılan ve yaradılışları kabadır. "Hayvanî eğilimler” içindedirler. Ekseri, kuvvetli ve enerjik olurlar. Böyle oldukları için de topluluk hayatında yanlış değerlendirilme sonucu, değerleri ile bağdaşmayan mevkilere getirilebilirler.
Bu hal dünya sistemine uygundur; böyle oldukları için de tekâmül etmekte (olgunlaşmakta) olanlar için iyi bir denenme ve tekâmül faktörü halinde tezâhür edebilirler (görünebilirler).
2. İNSANLAR VE ŞUURLU İMAN
İnsanlar genellikle Şuurlu İmanı idrak edebilirler. Fakat bu idrak hiçbir zaman benimsenmiş bir idrak olamaz.
3. ÜSTÜN İNSANLAR VE ŞUURLU İMAN
Üstün seviyelere erişebilmiş insanlar Şuuriu İmanı çok doğal karşılayacak ve onu kolaylıkla benimseyebilecek olan insanlardır.
Yüceliğin Mutlak Nizamı'nda mevcut olan şu üç temel kural:
1.Tekâmül etme,
2. Tekâmül ettirme,
3.Tekâmüle yardımcı olma,
maddeleri, varlıkların cüzden küle (parçadan bütüne) doğru tırmanışın da asal basamaklarıdır. Şuurlanma, tekâmül (olgunlaşma) ile olur; olgunlaşan varlık bu aşamada kendisine yapılan yardımları fark eder; dolayısıyla yardımlar artar ve karşılıklı oluşan bu etkileşim sonucunda kişi, cüz-cüz (kısım kısım) küllü (bütünü) idrak etmeye başlar.
Her idrak edilen bütünlükte birleşebilen zihinler, başka bütünlüklere doğru ayrılabilir; ama daha üstün bir yapılanmada, tekrar bir araya gelebilirler. Ancak Bütün'ün basamak basamak idrak edilmesi (farkındalığı), kişiyi Tanrısallık yolunda, meleklik makamına doğru yükseltecektir.
|
|
Sf:664
Tekâmülün yüksek safhalarında, ruhların, birbirlerinin aynı olduklarını idrak ettikleri sayısız birleşme noktaları vardır. Oralarda idrakler birleşir ve o seviyeye erişenler ayrı ayrı değil, aynı şey olduklarını idrak ederler. Birleşme noktalarından sonra ruhlar yine ayrılabilir ve yine daha yükseklerde birleşebilirler. İkinci birleşiş, birincisinden daha fazla şuuru içeren bir birleşiştir...
Görülüyor ki, idrak edilebilecek şeyler, tekâmül, hepsi zaman kavramının dışında düşünülmesi gereken şeylerdir. Ruhların tekâmül ederek yükseleceği mertebeler mevcuttur. Ruhların tekâmül ederek kazanacağı değerler mevcuttur. Ve bizzat ruhlar, başlangıçta varlıkların diğer ruhlardan ayrı idrak etmelerine rağmen, idrak edemediği "yüksek şuurunu" idrak ederek tekâmül ederler fakat idrak edememiş olsalar da ruhlar bu "asıl mevcudiyetleri" ile mevcutturlar.
*
...... Burada çok dikkat edilmesi icap eden husus; "ruhun Mutlak Nizama uygun olarak tekâmül etmesi ve bu tekâmül sonucu da kül olan şuuru idrak ederek kül olmasıdır. Kül olunca da değeri oranında külle hakim olmasıdır. Fakat kül oluş Allah olmak demek değildir."
Sf:665
...... Kül olmak yolu, Tanrı istikametinde yükselmektir. Kül öyle bir şeydir ki; yükselindikçe büyür. Onun hudutları sonsuzlukla dahi izah olunamaz.
Kül olduğunu idrak edebilen iki varlık, hiçbir zaman tıpatıp aynı küllü idrak edemez, çünkü varlıklar arasında az veya çok değer farkları mevcuttur.
...... Ruhlar kül olduklarını idrake değerlenerek yükselirler, yükseldikçe de önceden idrak edebildikleri külün sonsuzlukları içersinde manen büyür ve yükselirler. Bu yüksel çok yüksek gayelere yönelik bir yükseliştir.
...... Bu, ruhların şuurlu meleklik safhasıdır. Fakat her vazifeli veya vazifeli olduğunu idrak etmiş varlık melek değildir. Çünkü istisnasız her şey vazifedir. Şuurlu meleklik hassasını kazanmak, ruhlar için çok yüksek tekâmül merhalelerini aşmakla, kül'lük çok yüksek seviyelere eriştirmekle mümkündür.
Farkındalığın bir başka tanımı da, Uzakdoğu felsefesinde adeta formüle edilmiştir.
*Bildiğini bildiğini bilmek! (Ne bildiğimin farkındayım!)
*Bildiğini bildiğini bilmemek! (Ne bildiğimin farkında değilim!)
*Bilmediğini bilmediğini bilmek! (Neyi bilmediğimin farkındayım!)
*Bilmediğini bilmediğini bilmemek! (Neyi bilmediğimin farkında değilim!)
Bu, Nasrettin Hoca'nın "Bilenler bilmeyenlere anlatsın!" öyküsünün de ana fikrini oluşturmaktadır.
Yaşadığımızın farkında olmanın "farkındalık aşkı"yla!
17.02.2009
BİLEN BİLMEYENE ANLATSIN (Nasreddin Hoca Öyküsü)
|