ruzad.gg.jpg


Kehanet: DÜNYA 5 GÜN KARANLIKTA KALACAK

AKIBETE AİT KONULAR BİLİNEBİLİR Mİ?


Kehanet: DÜNYA 5 GÜN KARANLIKTA KALACAK


rumuz.s.jpg

ruzad_amblemi.kk.jpg

Her Zaman Doğru Görüşte miyiz?

Selma MİNE

Küçük beyinler (dokunsal kişiler) kişilerle,
Orta beyinler (işitsel kişiler) olaylarla,
Büyük beyinler (görsel kişiler) prensipler, yasalarla uğraşır.
BİLGE SÖZÜ

O halde sentez kişiliğe sahip kişiler de Kader Programlarına "son" vererek yeni ORGANİZASYON ve PROGRAM YAPIMCILIĞI ile uğraşacaklar demektir.

KADER PROGRAMI'na SON: DOĞRU YARATMA

Görmek fiilinin görsel kişilik bazında "anlamak, farkında olmak, idrak etmek, şuuruna varmak" gibi açılımlar içerdiğini biliyoruz. İçinde yaşadığımız ortamda, olaylarda, davranışlarda bu fiilin gerekliliğini yerine getirip getirmemek söz konusu olmaktadır. Bunun için de yine daha önce sözünü ettiğimiz gibi, doğru gözlemlemek (şuhud) gerekmektedir.

DOĞRU YOL'un ANAHTARLARI

beyin_k_releri.jpg

Dolayısıyla Doğru GÖRME -> Doğru DÜŞÜNME -> Doğru KARAR -> Doğru YARATMA aşamasında Doğru ANALİZ önem taşımaktadır . Bunun fiziksel karşılığı, "sağ" beyin küresinin güçlü çalışması ve eylemi "sol" taraftan, "sol el" ile gerçekleştirmesidir. Geçmiş siklus dönemlerinde "nâs" denilen işitsel kişiliğin en güzel yaptığı işlemdir; ancak giderek fazla maddeye gömüldüğü için, "sol" beyin küresinin "bütünsel" gören yapısı teşvik edilmiş, cennete (yaratıcı boyutlara) ulaşmak için "sağ el" yani "sol beyin" küresinin çalıştırılması önerilmiştir.

Nâs'a prensip ve yasalar, hâdise (olaylar) zinciri ve öykülerle (kıssa) anlatılmış; bunlardan ders alınması (kıssadan hisse) istenmiş; bu derslere de "hadîs" denmiştir. Daha sonra önerilen görsel kişiliğin geliştirilmesi için ise, anlatılan öyküler, resimler ve kabartmalar halinde sunumudur. Bunun da zamanla resim ve heykele tapmaya kadar dayandığı unutulmamalıdır.

Negatif yönü tutuculuğa kadar ulaşan nâs'ın olaylara bağımlılığı, giderek onlardan ders çıkarmak yerine, olayların detayında kaybolma tehlikesini yaratmıştır. Günümüzde bile bu seviyedeki kişiler çoktur. Yaşanılan olayın anılması öylesine sivri noktalara doğru yükseltilmektedir ki, olayın altında yatan ana fikir örtülmektedir (küfür). Sonuçta içi boşaltılan olayın gerçek özü yerine başka bir anlam yüklenmekte ve artık öyle bilinip sürmektedir. Tıpkı "işçi haklarının topluma duyurulması, birleşme ve dayanışma günü" olan 1 Mayıs'ın, bazı çevrelerce içi boşaltılarak mala-mülke saldırı, tahrip; hatta insan varlığını yok edici bir noktaya doğru sürüklemesi örneğinde olduğu gibi... "Hıdrellez" denilen yeni bir başlangıcın öncesindeki bu saldırgan ve tahripkâr tavır, düşüncenin maddeleşmesinde en büyük fiziksel payı olan işçilerin, yeni bir yaratım öncesi mevcudu ve de eskiyeni yıkıp yok etme hali, "Değişim Yasası"nın sonucu mudur? Veya çeşitli âyetlerde ifade edilen dünyanın (maddenin/ toprak katmanların/ en alt kişilik olan id'in) sonu böyle böyle mi gelecektir?

"Değişmeyen tek gerçek, DEĞİŞİM'dir!"
HERMETİZM'in İLK KURALI

"Ağaçlarla tek tek uğraşırsanız, ormanı gözden kaçırırsınız!"
BİLGE SÖZÜ

sentez-k_reler.jpg

Ancak sadece ormanı görmek de onu oluşturan unsurların göz ardı edilmesi anlamını taşımaktadır. Unsurları ile birlikte ormanın içindeki yaşam, onun niteliğini ve niceliğini belirlemektedir. Bu ise onun nasıl korunacağı veya ondan nasıl verim alınacağının anahtarlarını verecektir, bize. Ondan istenen nedir? Havayı temizlemesi mi? Yağmur getirmesi mi? Yakacak odun sağlaması mı? Ahşap kullanımına malzeme olması mı? Böceği, çiçeği, hayvanı ile doğal bir çevre olarak kalması mı? Bu doğal çevrede yaşamayı arzulayanlara konut alanı olması mı? Ürün verecek toprağa ihtiyacı olanlara yerini terk etmesi mi?

Birey - Bütün, Birey - Toplum, Birey - Kamu,... şeklinde karşımıza çıkan TEKLİK-BİRLİK ilişkisinde; bireyden bütüne ve bütünden bireye geçişlerdeki pozitif ve negatif dalgalanma ANALİZ-SENTEZ ilişkisinde; yani İŞİTSEL-GÖRSEL kişilik karşıtlıklarında kendini açıkça göstermektedir.

de_i_im_d_ng_s_.jpg

Hepliğin "Var" edişi ile Hepliğin "Yok" edişi durumu, mevcudun içinde "belirme" ve "kaybolma/ görünmeme" halidir. Aslında vardır, ancak gayptadır, bilinmemektedir. Oysa Hiçliğin "Var" edişi ile Hiçliğin "Yok" edişi, kavramda var iken eylemde yok olması yani sistemin çökmesi veya devreden çıkması halidir.

Keza Hepliğin "Var" edişi, Hiçlikteki varlığı ile örtüşür. Hiçlikte "var" ise Heplikte de gölgesi/ tesiri olacaktır. Hiçlikteki "var" oluş, Heplikteki "yok" oluşa frekans düşürerek geçerek "var" olacak, yani görünürleşecektir. Hepliğin "Yok" edişi, Hiçlikteki yokluğu ile örtüşür. Hiçlikte "yok" ise, Heplikte de gölgesi/ tesiri olacaktır. Sonuçta Heplikte olup da kaybolan değeri silecektir.

Sistemin devamlı VAR-YOK arasındaki bu turu ise hem değişim rüzgârını oluşturmakta; hem de ilerlemenin yolunu açmaktadır. Ancak dikkat edilmesi gereken, varlığın bir süre için görünmeme hali ile yokluğun tamamen ortadan kaldırması arasındaki farkın iyi gözlenmesi gerekliliğidir.

g_n_m_z_ki_ilikleri.jpg



Dünya üzerinde bu 4 yapraklı yoncanın ve de geçiş yelpazelerinin temsilcileri devrededir. Üstelik beşerden sentez insana doğru hem bireysel hem ikili kişilik ayrışmaları da yaygın durumdadır. Nerede duruyor ve nereye doğru bakıyorsak, görüş alanımızdaki konuları kavradıkça davranış ve düşüncelerimiz de değişecek demektir.


NLP ve ESMÂ'ÜL-HÜSNÂ
(Sinir-Dili-Programlama ve Yüce Sistem yasaları)

Muhyiddin-i Arâbî şöyle bir tanımda bulunur: Nesneler bizden uzaklaştıkça, ışıklarının bize ulaşması giderek azalır, renkler solar, kararır. Ne detaylarını görebiliriz, ne de tam olarak şekillerini. Sadece eski bilgilerimize göre o şeylerin dağ, orman, dere, şu-bu olduğu kararına varırız.

Dolayısıyla biz ona yaklaştıkça veya dürbün, teleskop, benzeri bir aracı cihaz ile onu kendimize yaklaştırdıkça daha anlamlanacağı ortadadır. O halde, olaylara ve durumlara uzaktan bakmak bütünsel bir bakış olmasına rağmen, eğer önceden elimizde altlık veri yoksa unsurları hakkında bilgimiz olmayacaktır. Yani bilinç ve ruh gücünün temas ettiği, aydınlatabildiği oranda bilgi açılacak, korkular ortadan kalkacak, "anlama" ve "bilme" denilen eylem ile sonuçlanacaktır.

Tam tersine, olayın göbeğinde kalmak da amaç, gaye, hedef ve ana fikrin gözden kaçırılması anlamına gelecektir. Bu yüzden sentez kişinin nerede duracağını ve nereden hizmet vereceğini de kestirmesi gerekecektir.

O halde, bir kez daha konu başlığımıza dönüp bakalım ve "dünya 5 gün karanlıkta kalacak ve sonra bir foton kuşağı ile aydınlığa boğulacak" kehaneti üzerinde düşünmeye ve sorular üretmeye çalışalım.

Karanlık: Bilinçsizliğin, karamsarlığın, cehaletin ve her tür mel'anetin karşılığı olarak mecâzen kullanılan bir sözcüktür.

Işık: Bilinç açıklığının, aydınlanmanın, bilginin ve her türlü aklî melekenin karşılığı olarak mecâzen kullanılan bir sözcüktür.

Yine unutulmaması gereken bir yasa da, "her kavramın her türlü zaman, ortam, mekân, durum, işlem, eylem ve fizikte gölgesini atacağı"dır. Bu yüzden hem inananlar, hem de inanmayanlar; hem mânâdan hem de maddeden bakanların görüşleri, elbette farklı beklentileri ortaya koyacaktır:

Manyetik kutup değişimleri dünya üzerinde yavaş yavaş gerçekleşmektedir. Bunlar, bilim adamlarının görüşlerine göre, beklenen yüzyıllardan daha önce gerçekleşmek üzeredir. Kuzey ve güney yarıkürelerde, kuzey ve güney kutup bölgeleri belirmiştir ve giderek genişlemektedir. Kutup değiştirme ise, aniden vuku bulacaktır. Bu anilik ne kadarlık bir süreyi kapsayabilir? Sözgelimi 5 gün sürebilir mi?

Bilgiler, bu değişim sırasında, insan zihinsel alanında da büyük etkileşimlerin ortaya çıkacağını işaret etmektedir. Manyetik zihin perdesi ve beden auraları, bedenin elektriksel yapısı (gün be gün, farkında olsak da olmasak da) değişim geçirmektedir. Buzların erimesi, tsunamiler, depremler,... dünya üzerinde halen cereyan etmektedir. Devamında hacimli toz-toprak-kum bulutlarının kalkması ve atmosfere yayılarak birkaç gün havayı karartması büyük olasılıktır. Böylesine köklü bir sistem değişiminde, manyetik fırtınaların beynin titreşimlerini etkilememesi mümkün değildir. Bu ise düşünce ve duygularını denetleyebilen kişilerle, denetleyemeyenler arasındaki farkı açıkça ortaya koyacaktır.

Ayetlerde DUHAN (duman) ve ZİLZAL (deprem) olarak anlatılan SOSYAL KARGAŞA, Beytî Dost bilgilerinde "Gözün ve kulağın tahammül edemeyeceği o gün" olarak ifade edilir. Görsel ve İşitsel kişiliklerin dayanma gücünü zorlayan o dönem, yine ayetlerde bildirilen ÇIĞLIK ile biter! Materyalistler açısından "uyarı sirenleri" şeklinde yorumlanabilecek bu çığlık, Eski Mısır Tasavvufunda İBİS KUŞU'nun, Orta Doğu'da Foenix'in (Fenike Kuşu'nun veya Ateş Kuşu'nun), Doğuda Anka Kuşu'nun (veya Cennet Kuşu'nun), kimine göre ARŞ Horozu'nun veya TAVUS Kuşu'nun çığlığıdır. İbis, bilgeliğin, aydınlığın, "ayma"nın, Bilgelik Tanrısı Toth'un sembolüdür. Yanıp kül olan ve geriye kalan küllerin içindeki yumurtasından tekrar doğan Ateş Kuşu Foenix ise, çöken sistemden geriye kalan TOHUM ile YENİDEN DOĞUŞ'un sembolüdür.

Tıpkı dünya manyetik alanındaki kısım kısım değişimler gibi, dünya üzerinde de kısım kısım isyanlar, toplumsal çalkantılar, savaşlar, korku ve terör yaşanmakta; her gün yenileri bunlara katılmaktadır. Bir yerde sükûnet sağlanırken (toplumsal manyetik kutup ayarlanmışken) başka bir yerde insanlar azmaktadır (değişim başlamaktadır). Bilim adamlarının dünya fizik yapısındaki ani ve hızlı bir değişim beklediği sırada, allak bullak olacak zihinler dolayısıyla dünya çapında topyekûn bir çıldırma mı yaşanacaktır? Bu 5 günlük bir süreyi mi kapsayacaktır?

Yine âyetler, bu kargaşada, olayların ayırdında olanların sükûnet içinde sonucu bekleyecekleri müjdesini de vermektedir. Yani kargaşa cereyan ederken, olaylara karışmadan, mâkul bir mesafeden onları gözlemleyenlerin de olacağı bildirilmiştir. Bu kişiler veya gruplar, toplumlar,... fiziksel anlamda değil de düşünce ve programlama şeklinde önlem alacaklar (El-Musavvir, El-Kâdir, El-Kadîr, El-Hakîm) ve o toplumların fazla yara almadan bu kargaşadan çıkışlarına kapı açacaklardır (Es-Samed).

Yine Beytî Dost Spiritüel bilgilerinde, o günden sonra derin bir sükûnetin bir süre devam edeceği yer alır. Bu yeni doğan bebeğini kucaklayan annenin mutlu ve huzurlu anları, karanlığın aydınlığa dönüşü, yeni bir başlangıcın ışıltısıdır. İnsanlığın 1000 yıllık avatarı atlaması, yeni siklusa geçiş -> 2012 Hoş geldin KOVA BURCU ÇAĞI!..

Şimdi sorularımıza geçebiliriz:
*Hepliğin "var eden" tarafında mıyız? Yani hayra, doğruya, iyiye, güzele, bilgiye mi hizmet ediyoruz? "Var'dan VAR" mı ediyoruz?

*Hepliğin "yok eden" tarafında mıyız? Yani var olanı beğenmeyip, mevcudu devreden kaldırarak yeni var oluşlar mı düşlüyoruz?

Fikir + Zaman/Ortam -> YARATIM formülünde, zaman ve ortam faktörü göz ardı edildiğinde yaratım, hızla yok edişe doğru sürüklenmekte ve yerine bir şey konamamaktadır. Onun yerini ise başka bir var oluş bir şekilde doldurmaktadır, yanlış bile olsa!

*Hiçliğin "var eden" tarafında mıyız? Yani değişim için var olanın değişmesinde zaman/ ortam faktörlerini devreye koyarak, yavaş ve düzenli bir değişimi mi öngörüyoruz? Yani "Yok'tan VAR" mı ediyoruz?

*Hiçliğin "yok eden" tarafında mıyız? Yani var olanı ortadan kaldırmak için zaman/ ortam faktörünü devreden çıkararak ani, sert ve saldırgan düşünce ve eylemler mi bize yatkın geliyor?

*Yeterince araştırıp, düşünüp, bilgi sahibi olmak yerine, kendimizi kızağa çekip, bir şeylerden korkma lüksünü mü yaşamaktayız?

*Korkmanın keyfini tadarak kendimize veya korkutmayı körükleyerek (korku edebiyatı ile) başkalarına, gerek düşünsel gerekse fiziksel ne tür bir veri sağladığımızı düşünüyor muyuz?

*Tüm bilgileri sentezlediğimizde, tam olarak yeni bir çağa sıçramaya pek bir şey kalmadığını görebiliyoruz. Çalkantıların içinde savrulanlardan olarak keyif mi alalım? Programı gözlemleyenlerden olarak huzur ve sükûnet içinde mi kalalım?..

HAZIR MIYIZ?..

05 Mayıs 2009


ruzad@ruzad.org