ruzad.gg.jpg

BİLGİLERDE "FAST FOOD" DÖNEMİ

BİLGİYLE BESLENMEDE SEÇİM HAKKIMIZ

BİLGİLERDE "FAST FOOD" DÖNEMİ


rumuz.s.jpg

ruzad_amblemi.kk.jpg

solyaz_l_i_aret.s.jpg


BİLGİLERDE "FAST FOOD" DÖNEMİ

Doğru Beslendiğimize Emin miyiz?

Selma MİNE

180px-bigmac_mcdonald_s_japan_1_.jpg

Fast Food ya da hızlı (ayaküstü) beslenme, 1951'de sözlüğe girmiş bir kelimedir. Hızlı yaşam koşulları dolayısıyla, insanların ayaküstü atıştırmaları ve kendilerine daha fazla zaman ayırmaları amacını güden bir beslenme tarzı olarak gelişmiştir.

Kadim dönemlerden itibaren günümüz uzmanlarına dek, 4 temel sistem gibi, beslenme sisteminin de 4 temel gıdası mevcuttur:

a.Proteinler, b.Karbonhidratlar, c.Yağlar, d.Sebzeler

Bunların ne tür bir görev yaptıklarını kısaca gözden geçirmekte yarar vardır:

a.Proteinler:

Amino asitlerin zincir halinde birbirlerine bağlanmasından oluşan büyük organik bileşiklerdir. Açlık anında en son tüketilir. Kimyasal sindirimi midede başlar. Hücrelerdeki bütün biyolojik olayların yapıtaşıdırlar. "Hemoglobin" proteini oksijen taşımacılı yapar, "antikor" denilen proteinler vücudun savunma sisteminin temelini oluşturur; "insülin" hücrelerimize glikoz/ şeker alımını sağlar; "keratin" saç ve tırnak yapımızı meydana getirir; "enzim" adı verilen proteinler hücre içi kimyasal reaksiyonları mükemmel bir hız ve doğrulukta yerine getirirler.

Amino asitlerden başlıca 20 tanesi protein yapımında görev alır. Bu standart 20 amino asidin farklı sayıda dizilişleri neticesi yüzbinlerce farklı yapı ve görevde proteinler oluşur. Tıpkı alfabedeki 29 harfin farklı dizilişleri ile farklı kelime ve cümlelerin yazılabilmesi gibi; 20 aminoasit ile de sonsuz sayıda farklı protein üretmek mümkündür.

"Protein", Grekçe "birincil öneme sahip" anlamını taşıyan prota sözcüğünden, Bu 1838'de Jöns Jakob Berzelius tarafından türetilmiştir. 1926'da James B. Sumner'in "üreaz" enziminin bir protein olduğunu göstermesine kadar, proteinlerin canlılar için ne derece önemli olduğu tam anlaşılmamıştır. Yapısı çözülen ilk proteinler arasında "insülin" ve "miyoglobin" bulunur ki, "insülin" için Sir Frederick Sanger 1958'de, "miyoglobin" için de Max Perutz ve Sir John Cowdery Kendrew 1962'de Nobel Kimya Ödülü kazanmıştır.

b.Karbonhidratlar:

Karbonhidrat, hem canlının yapısına katılan hem de enerji sağlayan karbon, hidrojen ve oksijen elementlerinden oluşan organik bileşiklerin genel adıdır. Bütün canlı hücrelerde bulunur. Doğada genellikle büyük moleküller halindedir. Vücuda alınan bu büyük moleküllerin hücrelere iletilmesi için canlı tarafından sindirilmesi ve uygun molekül büyüklüğüne kadar parçalanması gerekir.

Karbonhidratlar birinci dereceden enerji verici olarak kullanılırlar. Karbohidratlar > yağlar > proteinlerdir. Karbonhidratlar vücutta en çok bulunan üçüncü besin maddesidir. Açlık anında ilk tüketilen besin maddesidir. Yapıtaşları glikozdur. Depo şekli glikojendir. Kimyasal sindirimi ağızda başlar. DNA, RNA ve ATPnin yapısına katılır.

c.Yağlar:

Enerji kaynaklarıdır, yağda eriyen vitaminleri taşır; vücuttaki dokuların kalsiyumdan yararlanmasını sağlarlar, böylece de büyümeye yardımcı olurlar. Yağ tabakaları, hayati organları korurlar. Cildin kurumasına engel olurlar. Cilt altı yağ tabakası da ısıyı tutarak vücudu soğuktan korur. Yağ eksikliği vitamin eksikliğine, cilt bozukluklarına neden olur. Fazla yağ da şişmanlık, sindirim bozukluğu demektir.

d.Sebze ve Meyveler:

Sebze ve meyvelerin içerdiği lifli yapı, folat, potasyum ve C vitamini, E vitamini, beta-karoten gibi antioksidan vitaminler içerirler. Vücudumuzda gerçekleşen ve oksidasyon denen bir grup kimyevi reaksiyon sonucunda ortaya çıkan bazı maddeler, bilhassa DNA üzerinde hasara yol açarak çeşitli hastalıklara zemin hazırlar. Sebze ve meyvelerde bulunan lifler, yediklerimizle birlikte istemeden alınan çeşitli zararlı maddeleri emerek dışkı ile vücuttan atar.

250px-burgerkingfood_1_.jpg

"Dengeli Beslenme" denilen sistemde bu 4 grubun, dengeli olarak alınması gereklidir. Sağlıklı bir beden için sağlıklı bir beslenme önem taşımaktadır. Üstelik bunların birlikte yenmedikleri takdirde, ikili bileşimlerinin alınmasına dikkat edilmesi gerekmektedir; aksi halde besin doğrudan yağa çevrilerek depolanmaktadır. Sözgelimi "Protein + sebze" normal beslenme iken: "Protein + Karbonhadirat" yağa çevrilmektedir.

Genelde, Fast food denilen beslenme tarzında bu ikinci tarz gıdalar, yüksek kalorili içeceklerle birlikte kullanıldığında, yenilenler hızla yağa çevrilmektedir. Üstelik içlerine katılan alışkanlık yapıcı katkı maddeleriyle, daha daha fazla ve sürekli yenilme ihtiyacı yaratmaktadırlar. Sözgelimi 1 büyük sandviç + 1 büyük kola, 1420 kaloridir. Normal bir kişinin sağlıklı yaşamını sürdürmesi için günlük 2000 kalori yeterlidir. (Ağır işçiler için 3500 kalori). Dolayısıyla, günde 2 kez fast food tüketimi, bir ağır işçinin çalışması ile atılabilecek kalori demektir; atılamayan ise, yağa dönüşecektir.

2006 yılında maymunlar üzerinde yapılan deneyler ilgi çekicidir. Bir maymun, normal beslenme tarzında, diğeri ise kendisi ağırlığında ve yapıda bir insanla eş değer fast food ile beslenir. Her iki yenilenin de kalorileri eşdeğer olmasına rağmen, hızlı beslenmeye tâbî olan maymunların, diğerlerine göre daha fazla yağlandıkları ve kilo aldıkları görülmüştür. Üstelik insülin değerleri değişmiş; erken şeker hastalığı ve kalp rahatsızlığı belirtileri göstermişlerdir.

mexicanside_1_.jpg

BİLGİLERDE FAST FOOD DÖNEMİ:

Tüm kavramlar, yasalar ve değerler, düşünce katlarından duygu ve fizik katlarına doğru hareket ettiklerine göre; dönüp yaşantımızdaki bu telaş ve aceleciliğin, kapanmakta olan bir çağın geçişine yetişmek olduğunu düşünmek de olasıdır. Gerek bireysel, gerekse toplumsal kalkınma, KOVA ÇAĞI olarak Kadim Bilgilerde ve Kutsal metinlerde haber verilen BİLGİ ÇAĞI'nın koşullarına göre yeniden biçimlenmeye başlamadan önce; hesabın kapatılması, yani mevcudun "adam" olması gerekmektedir. Bu ise, her şeyin çok hızlı ve döne döne turlamasına neden olmaktadır. Geri kalmış, gelişmekte olan, az gelişmiş ve gelişmiş olarak sıralanan ülkesel kalkınmalarda da beşerden BİREY oluşa doğru uzanan insan tekâmül basamaklarını izlemek olasıdır.

Bu açıdan bakıldığında, fiziksel beslenmenin ötesinde her tür spor, dans, paten ve çeşitli yarışmalar, fiziksel bedenin görünmeyen çehresini doyururken; özellikle müzik, edebiyat, resim, vb sanat dalları, duyguların beslenmesinde rol oynamaktadır. Çeşitli bilgiler, matematik ve felsefe, bilgi yarışmaları, düşün yapısını doyuran değerlerdir.

a.Düşünce ve duygu yapısını doyuran, temel yapı taşları olan bilgiler söz konusudur; ki bunların birleşimleri, gayp denen ve zamansızlıkta ancak AN bilinci ile kavranabilen o muhteşem ortak akla projeksiyon yapabilmeyi sağlamaktadır (tıpkı proteinler gibi)

b.Düşünce ve duygularda enerji ve coşku sağlayan bilgiler söz konusudur ki, bunlar hücre değişimlerini de sağlayacaktır (Karbonhidratlar gibi)

c.Bir tür koruma kalkanı oluşturan ve mevcut bilgileri de teyit eden bilgiler mevcuttur ki, zihni dış etken ve obsesyondan korurlar (Yağlar gibi)

d.Düşünce sisteminde oluşan zararlı bilgileri ayıklayan ve temizleyen, zihinden dertop edip uzaklaştıran bilgiler mevcuttur (sebzeler gibi)

Bu açıklamaların ışığında konuya tekrar baktığımızda, hızla değişen değerler dünyasında; sistemin akışına yetişmeye çalışan büyük bir kitlenin, tıpkı fast food yani hızlı ve dengesiz beslenmede olduğu gibi, bilgilerde de hızlı ve dengesiz bir beslenmeye yuvarlandığını gözlemek olasıdır.

Gerçekten de çevremizde çok fazla spiritüel bilginin kaynaştığını ve talep edenleri hızlı beslediklerini görmemek mümkün değildir. Ancak bu bilgiler, oransız ve tek tip alınmaları dolayısıyla, kişilerde bilgiyi özümseyememe (insülin dengesizliği), zihinsel bozukluklar (diyabet), vicdanî melekelerde düzensizlikler (kalp rahatsızlığı) ve bilgi hamallığı (obesite-aşırı şişmanlık) yaratmaktadır. Üstelik bozulan sistemi düzeltmek de çeşitli gerilimler, bunalımlar, stres, panik atak ve benzeri rahatsızlıkları da birlikte getirdiğinden, kolay olmamaktadır.

ABD'de 2004'de yapılan bir araştırmada 187 milyon nüfusun 60 milyonu (yani toplumun neredeyse 1/3 kadarı) fast food dolayısıyla aşırı şişmandır ve her yıl 400.000 kişi kalpten ölmektedir. Dönüp bunu kavramsal boyutlara indirgersek, bilgi hamallığı toplumun neredeyse 1/3'ünü kapsamakta ve bunun da binde 6'sının gönül gözü kapanmaktadır.

O halde, dönüp şu soruları kendimize sormamızda yarar vardır:
*Spiritüel, inançsal veya kavramsal bilgileri düzgün ve dengeli (beslenme) alıyor muyuz?

*Aldığımız bilgileri değerlendirebiliyor, yani eyleme sokuyor (yakıyor) muyuz?

*Yoksa dengesiz yüklenen bilgilerle zihnimizi dolduruyor ve gereksiz bilgi hamallığı (kilolar) mı yapıyoruz?

*Bu aşırı bilgi hamallığı bizi zırh gibi sarıyor ve dış dünya ile bağlarımızı kesecek şekilde (duygusal ve zihinsel) kabuklar dünyasına mı kilitliyor?

*Yoksa düşüncelerimiz sonucu oluşan birtakım düzensiz fikir ve düşünceleri (oksidasyon) elimine edecek temel bilgilerden (sebzeler) yoksun kaldığımız için mi, onları zihnimizden uzaklaştıramamakta ve bir tür kanserleşme gibi kendi kendimizi yiyip bitirmekteyiz?

Nasıl besleniyorsak; yani ne tür bilgi ile donanıyorsak; biz oyuz! O halde ünlü "Düşünüyorum, o halde varım!" ifadesine bir kez daha dönüp "Neyi düşünüyorsam ve ne tür düşünüyorsam, ben oyum!" demek yerinde olacaktır!

DOĞRU BESLENDİĞİMİZE EMİN MİYİZ?

04.02.2009


ANA SAYFA

ruzad@ruzad.org