|
Derleyen: Altan GÜROL
Bir cisim eğer farklı değerde güçlerle, farklı yönlere doğru çekiliyor veya itiliyorsa, o cisim bu güçlerin bileşkesinde hareket eder. İnsanın durumu da böyledir. Bir taraftan vicdanıyla gönlüyle bir çekime uğramakta, diğer taraftan toplumsal ve egosal çekime uğrayıp bunların bileşkesinde sürüklenmektedir. Bu, bir nevi direksiyon hâkimiyetini kaybettiğimiz bir araçla virajlı bir yolda yokuş aşağı inmeğe benzer ve ruhsal değerler açısından, dünyada yaşamak fırsatını boşa harcamış olmak gibi tehlikeler içerir. Burada bu çekimlerin gücünün nasıl oluştuğunun farkında olmamız gerekir. Çekimin gücü eylemimizle ilgilidir. Eylemin sürekliliği gücü sağlar. Eylemlerimiz hangi yöndedir? Kimi zaman şöyle ifadeler vardır: Ben ikisini de yaparım. Bu mümkün değildir. Çünkü dünyasal olan kalbî olanı siler. Kalbî bir yaşam mümkündür ve en güzel yaşamdır; yaşamadıkça tatmadıkça bunu bilemeyiz. Kalbî yaşam, bir perhiz, bir inziva yaşamı değildir. Herkesle birlikte bir sevgi, sevinç ve birlik yaşamıdır, hissedişlerimiz üzerinden yürüyen bir gerçek yaşam eylemidir.
Hayatın akışı içinde zamanla hissedişlerimizin bizlere doğru olanı gösterme olasılığı sanıldığından daha fazladır. Ancak süreklilik ve tabii hale gelmesi bilinenlerin bizzat yaşamda yaşaması ile mümkün hale gelir. Pozitif bir duruş ve eylemle yükselen bedensel titreşim artışı bizi kaba madde boyutundan daha süptil bir ortama çektikçe hissedişlerimiz daha netleşir ve daha doğru kararlar almaya başlarız. Ancak bildiklerinin takipçisi olmak ve inanmak şart olduğu gibi hangi ortam olursa olsun ödünler vererek hissedişleri bastırmamak, göz ardı etmemek gerekmektedir. Hissediş ve algıların artması diğer özelliklerle beraber yükselmiş şahsiyeti oluşturduğundan farkında ve bilincinde olmak lazımdır. Muhakkak bu özellikler bir farkındalık yaratacaktır. Ancak bu özellikleri taşımak sabretmek ve dayanmak yükselmiş şahsiyetin icaplarındandır.
@@@@@@@@@@@@
Yaşamdaki gerçekleri algılama şeklimiz ne doğrultuda ise, hislerimiz de o gerçekler üzerinden değerlendirilecektir. Hissedişlerimizi doğru yönde kullanabilmemiz ise, gerçek sevginin hissedilmesiyle olacaktır. Sürekli sevgi üzerinde kalabilmemiz, hislerimizin de doğru yönlendirilmesini sağlayacaktır. Sevgiyi nasıl hissettiğimiz ise, çevremizdekileri değerlendirme şeklimize bağlıdır. Hiçbirimizin, ben niye bu durumdayım diye yakınmaması gerekmektedir. Biz ne isek, şu anda oyuz. Bugüne kadar ne ektiysek onu yaşamaktayız. Eğer halimizden memnun değilsek, bilelim ki sevgiyi hissetmeyişimizdendir.
@@@@@@@@@@@
Algılarımız ve hissedişlerimiz yaşadığımız ortamı anlamamızı sağlayan ve diğer insanlarla doğru iletişim içerisinde olabilmemiz için ilk etapta gereken, yaşamsal önemde bir konudur. Dünyaya sağlıklı olarak gelen her bebek öncelikle beş duyusunu keşfeder ve onlarla öğrenmeye başlar, duyular bilinmeyeni öğrenme vasıtalarıdır.
Öğrenilen konular Akıl-Beden-Ruh üçlüsü ile sistemimize dâhil olurlar. Bir yüce öğretmenin dediği gibi: Akıl ruhu terbiye eder, tecrübe aklı meydana getirir, ruh tecrübeyi doğurur... Yaşayan her insan bu mekanizma yoluyla yeni deneyimlere sahip olur ve onların ışığında farkındalıklar geliştirir. Şimdi ve burada hangi durumda olduğumuzu belirleyen ve bize verilmiş en önemli enstrüman akıldır. Akıl kendisine verilen imkanları ölçen, değerlendiren ve sonunda karar verebilen bir "alet" tir.
Bizim tüm hissediş ve yaşantımızı belirleyen bu döngüde, insan olarak bize yüklenen en büyük sorumluluk seçimlerimizdir. Doğruyu, içinde sevgiyi barındıranı hissederek seçmek ve iç bağlantımızı daim kılarak, yüksek olana olan dönüklüğümüzü sürekli sağlamak, yaşamsal bütünlüğün içinde ve kudretinde olabilmektir.
Ne ekersek onu biçtiğimiz yer olan bu dünyayı, Yüce Yaratan’ın izniyle, daha güzel daha temiz daha barışçıl ve yaşanası ve nihayetinde yüksek sevginin anlaşılıp yaşandığı bir yer yapacak olan yegâne şey, şimdi ve buradaki bizlerden başkası olmadığı gerçeğini anlamak en büyük hissedişimiz olacaktır...
@@@@@@@@@@@@
Bedenimiz alıcı-verici bir antendir, bir sistemdir. İnsan dediğimiz bu sistem bugün tam randımanla kullanılamayan ve çoklu olanakları ihtiva eden mucizevî bir yapıdır. Dış çevreden aldığı pek çok etkiyi kendi yapısına ve hissedişine göre dönüştürerek reaksiyon verir. Bu reaksiyon kişinin hangi insani realitede olduğunun göstergesidir.
Ruhsal açıdan hissedişler bazen müphem, bazen kesin olarak algılanan üst bilgilendirmelerdir. Sessiz kalıp hissedişlerimiz üzerinde yoğunlaşır, onlara önem verir, bizi yönlendirdikleri doğrultuları uygularsak büyümeye ve netleşmeye başlarlar. Hissedişler üzerinden yol almak çok muhteşemdir, hiç yanlışlık meydana gelmez. Çünkü hissediş, daha yüksek frekansın daha alt frekansı etkilemesidir. Hissedişlerini doğru yönde değerlendirmek bir insanı bilge yapar. Hissedişle içteki istek (egosal istek) birbirine karıştırılmamalı. Hissediş aniden gelen bir olgudur, istekte ise devamlılık vardır.
Bir insana güvenmeye, sevmeye hissedişlerimizle karar veririz. Sevgi bu yüzden nedensizdir. Hissediş yaşama anlam, keyif, mutluluk, sevinç katar. Genelde sanatçılar, ressamlar müzisyenler yazarlar, dansçılar hissedişleri yönünde karar alırlar ve güzellikler yaratırlar. Ve toplumun geri kalanı onların insanlığa armağan ettikleri yapıtları hep çok sonra anlayıp takdir edebilmiş ve de onları biraz tuhaf bulmuştur.
Hissediş yaşam sırrıdır. Sessizlik ve dinginlik getirir. Hissedişlerimizi değerlendirdiğimizde, aklımızı da ona paralel olarak doğru yönde kullanabiliriz. Hissediş bizi yaşam amacımıza götürür. Hissediş, bedensel ve zihinsel potansiyelimizin ortaya çıkmasıdır. Bilgilenerek, şunu bunu öğrenerek hissedişe geçemeyiz. O bizde içimizde zaten var olan ama uyuyan muhteşem tarafımızdır.
@@@@@@@@@
Hissedişler bizi doğru yöne çeken ve farkındalık kazandıran çok önemli dürtülerdir. Aktif zihin ve kalp açıklığının kavuşum noktalarında tezahür ederler. Onları değerlendirmek en başta önemsemeyi, kayda geçirmeyi ve üzerinde durmayı gerektirir. Paylaşmak, bir adım ötesini düşünmek ve ilerletici sorular sormakla onları pekiştirebiliriz. Asıl değerlendirme ise pekişenleri yaşamda uygulamak, kendimizde değişim meydana getirmektir. Uygulamayı doğru yönde yapmak egosal niyetlerden uzak, gerçek için yaşamakla mümkün olabilir. Hissedişler değerlendikçe artar ve derinleşirler. Değeri görmek ve kullanmaya gayret etmek erdemleri kazanmaktır.
Hangi hissedişlerimiz gerçeğe uygundur, hangileri zihinsel yanılsamadır veya vesvesenin fısıltılarıdır, bunları ayırmak kolay değildir. Çünkü iç ortamımız hangi titreşim düzeyindeyse ona uygun hissedişleri benimser, tercihi o yönde kullanırız. Önce yapmamız gereken içimizde huzur ortamının sağlam bir temelini kurmaktır. Çalkantılı ortamlarda düşüncelerin derinlik kazanması mümkün değildir. Disiplin ve programlı yaşam, rastgele yönelişlerimizde lütfedilen damlaları sürekli bir akışa çevirir.
Herhangi bir konuda gerçeğin ne olduğuna dair kesin yargılarımızın olmaması, bildiklerimizin doğru olmayabileceğinin ve daima bilmediğimiz kısmın bildiğimizden daha fazla olduğunun kabulü, hissedişler için uygun ortam yaratır. Yargısız olmak, kalbin sevgiye açık olmasıdır. Sevgi insanı kabule, geniş görüşe ve esasa açar.
08 Nisan 2009
www.ruhsalboyut.com sitesinden derlenmiştir.
|