|
Selma MİNE
Hemen tüm inanç sistemlerinde DOĞRULUK YOLU, DOĞRU YÖNTEM, DOĞRU GİDİŞ olarak anılan; "Fâtiha" - AÇILIŞ Sûresi'nde "Sırat'el-Mustakim" - DOĞRU YOL olarak yer alan, IŞIĞIN AYDINLIĞI'nda yürümeyi sağlayan bu önemli akit nedir?
Halk arasında bu sözcük "sırat köprüsü" şeklinde bilinir. Bu köprü, ayrıntıda saklanan şeytan (nefsaniyet) ile ayrıntıda görünen tanrı (yüce kişiliğin) arasındaki farkın ayırdında olmak şeklinde tanımlanabilir. Bazı bilgilerde sözü edilen "ince nefsaniyet ile kaba vicdan" arasındaki ince çizgi olarak şeklinde de düşünülebilir. Yani egonun (nefs) varsayımları ve uydurduğu sahte dünyalar (tasavvur) ile gerçek kişiliğin (El-Hak) var olduğu gerçek dünya (Hakikat) arasındaki ince sınır veya köprü... Bu yüzden "Herkesin doğrusu kendine!" denmiştir.
O halde ilk sormamız gereken DOĞRU nedir? DOĞRU; sistem içinde uyumlu hareket etmenin temel kuralları; YANLIŞ ise, düşünce katları arasındaki giriş yolu karışıklığı sonucu bu hareketteki kırılmalar şeklinde tanımlanabilir.
Dolayısıyla bu uyumu sağlayacak değerler, yani DOĞRU YOL'a ya da IŞIĞIN AYDINLIĞI'na giriş anahtarları nelerdir?
Uzak Doğu'da BUDA (Aydınlanmış Olan)'nın bilgilerine dönüp baktığımızda, cennete girmenin 8 Yolu'ndan söz edilir. İslâmî bilgilerde ise bu, 8 katlı cennet olarak ifade bulur.
1.Doğru İBADET (uyma, yola girme, yolda yürüme)
2.Doğru YAŞAM (Hayat sürme)
3.Doğru HAREKET (muamele)
4.Doğru MÜCADELE (makul vicdan)
5.Doğru KONUŞMA (kelâm)
6.Doğru GÖRME (müşahede)
7.Doğru DÜŞÜNME (mantık)
8.Doğru KARAR (muhakeme, hüküm verme)
Dikkatli bir göz, bu anahtar sıralamasında, ipuçlarının şakra sistemiyle de uyumlu olduğunu görecektir.
1.Doğru İBADET (uyma, yola girme, yolda yürüme), kişinin yürüyeceği mânâ-kavram-fikir-inanç yolunda DOĞRU SEÇİM yapmasıdır.
*İnanan ve ahlâk/uyum yasalarını uygulayan,
*İnanan ama ahlâk/uyum yasalarını uygulamayan,
*İnanmayan ama ahlâk/uyum yasalarını uygulayan,
*İnanmayan ve ahlâk/uyum yasalarını uygulamayan
... düzenlerin her birinde seçilecek yol, kabulleri ve retleri ile kişinin yaşamını oluşturacak, yönlendirecek, kısıtlayacak veya engelleyecektir. Dönüp çevremize baktığımızda, kimi kişi ve toplumların huzur içinde, kimi kişi ve toplumların sıkıntı, çıkmaz, açmaz, huzursuz ve bunalımda oluşlarının da bir başlangıcıdır.
2.Doğru YAŞAM (Hayat sürme), uyum yasalarını doğru seçme sonucunda girilen yolun götürdüğü ve de ortaya koyduğu yaşam tarzıdır. Bu öylesine girift bir yumak oluşturacaktır ki, sistem kudret bütününe inansalar da inanmasalar da, ahlâkî ve etik değerlere saygı gösterenler ve bunlara uyanlar; saygı göstermeyen, bazısına uyan bazısına uymayan veya toptan ret edenlere göre, daha üst basamaklarda görülmektedirler.
*İnanan ve ahlâk/uyum yasalarını uygulayan,
*İnanmayan ama ahlâk/uyum yasalarını uygulayan,
*İnanan ama ahlâk/uyum yasalarını uygulamayan,
*İnanmayan ve ahlâk/uyum yasalarını uygulamayan
Zira ilgili ayetler, Müslüman, Hıristiyan ve Musevîlerin iyi ahlâklı kişileri yanında, (amentüye) inanmasalar bile doğruda, hayırda, iyide ve güzelde olanların da cennet denilen yaratım ortamlarına ulaşacaklarını vurgular.
3.Doğru HAREKET (muamele): Dolayısıyla doğru YAŞAM tarzını sürdüren kişilerin de hem bireysel ilişkilerde, hem de toplumsal bağlantılarda davranışları, işleri, işlevleri doğru olacaktır.
4.Doğru MÜCADELE (makul vicdan): Bu anahtarı kullanan kişi ve toplumlar, vicdan terazisini dengeli kullanacak; başkalarıyla empati kurduğu sürece, kendisi için istediğini veya istemediğini, başkaları için de isteyecek veya istemeyecektir. Doğru olanı savunacak, doğruluk yolunda mücadele edecektir. Bu bağlamda hem uyaracak, hem de yol gösterecektir; çünkü sistem uyumundan sapanların ne yazık ki sıkıntıda olacakları âyetlerde "vaid" olarak ifade edilmiştir. Uyum gösterenlerin ulaşacağı boyutları ise Yücelik "vaad" etmektedir.
5.Doğru KONUŞMA (kelâm): Doğru mücadelenin de doğru KELÂM ile ifade edilmesi gereklidir. Yalan söylemek, söyleneni çarpıtmak, söylenmemişi/olmamışı söylenmiş/olmuş gibi anlatmak, ara bozmak, eş koşmak,... doğru konuşmanın düşmanlarıdır. Çünkü gerçek ve yaratım DOĞRU üzerinde kuruludur; YANLIŞ ve bozuk, giderek kendini ayıklayıp yok edecek tarafa doğru kayacaktır.
6.Doğru GÖRME (müşahede): Doğru gözlemleme, anlama, algılama, farkına varma halidir. Bu boyut, geleceği de gören ve ona göre program hazırlayan doğru düşünme katmanının da alt basamağıdır. Yanlış görme, algılama, anlayamama; her an farklı bir yola sapmaya ve bireylerle olaylarla iletişimin kopmasına neden olacaktır.
7.Doğru DÜŞÜNME (mantık): Kişinin, toplumun ve toplumların adım adım ilerleyişinde; ya da yaratım katlarına yükselişinde; bir üst basamak olarak görülen DOĞRU DÜŞÜNME; AYDINLIK bir BİLİÇ'in ZİHİN'de doğru, yerinde ve yaratıcı imgeler yaratması halidir. O halde kademe kademe yükselinen bu YOL'da ulaşılacak en güzel ve parlak hedeflerden biridir.
8.Doğru KARAR (muhakeme, hüküm verme): İşte bu, İlâhî Sistem Yasaları ile yüz yüze gelme, onlar ile bütünleşme, yaratımın ve yeni düzenin İRADE'sinin de verilmesi anlamını taşımaktadır.
Bu düzende, karşılıklı çalışan muhteşem bir döngü de söz konusu olmaktadır:
1.Doğru İBADET (inanç yoluna giriş) -> Doğru KELAM edildiği, anlatıldığı, açıklandığı zaman kolay anlaşılacaktır.
2.Doğru YAŞAM'ın -> Doğru ANLAŞILMASI, BİLİNMESİ, TANINMASI, FARKINDALIĞI gereklidir.
3.Doğru HAREKET -> Doğru DÜŞÜNME'yi de beraberinde getirecektir. Maddenin, fikre mekân teşkil etmesidir.
4.Doğru MÜCADELE eden (akıl+gönlü kullanan) için Doğru KARAR vermek kaçınılmaz olacaktır.
5.Doğru KELAM (söz) -> Doğru İBADET'i (inanç ve uyum yolunu) işaret edecektir.
6.Doğruyu ANLAYAN, FARKINDA OLANLAR -> Elbette ki Doğru YAŞAM'ı seçeceklerdir.
7.Doğru DÜŞÜNENLER -> Doğru HAREKET edeceklerdir. Fikrin, mekânda belirmesidir.
8.Doğru KARAR verenin -> Yeni düzeni yaratmadaki MÜCADELE'si elbette DOĞRU şekilde olacaktır.
O halde sormaya başlayabiliriz:
*Kararlarımızda, düşüncelerimizde, davranışlarımızda, samimi miyiz? Yoksa başkalarına güzel, hoş görünmek için nefsimizi mi okşuyoruz?
*Sözlerimizde dürüst müyüz, kıvırıyor muyuz? Samimiyet bahanesiyle, kendimize mi eziyet ediyoruz?
*Mücadelemizde haklı mıyız, haksız mıyız? Yoksa "spor olsun" diye mi ortalığa dökülüp kendimizi gösteriyoruz.
*Düşünce tarzımıza, kararlarımıza göre mi, yoksa başkalarına göre mi yaşıyoruz?
Velhâsıl... göründüğümüz (ama olamadığımız) gibi olma kararlılığını gösterebiliyor muyuz? Yoksa olduğumuz (biz kim ve nasıl isek öyle) gibi görünmeye cesaretimiz var mı?
İyide, güzelde, doğruda, hayırda ve BİLGİ'de olmak dileğiyle...
06 Nisan 2009
|