|
ATATÜRK'ÜN EVRENSEL BOYUTLARI
Avukat Aytaç BARKOT
Büyük devlet adamlarının, kendi memleketlerini ilgilendiren yanları olduğu gibi, başka memleketleri ve insanlığı ilgilendiren yanları da vardır. Biz bu küçük araştırmada Atatürk Türkiye'sinin, evrensel nitelik kazanmış üç uygulaması üzerinde duracağız: karma ekonomi, barışçı dış politika ve laiklik.
KARMA EKONOMİ
Bütün dünyada az gelişmiş ve gelişen ülkelerde uygulanmakta olan "Karma Ekonomi", Atatürk'ün bulduğu ve uygulamaya koyduğu yeni bir formüldür. I.Dünya Savaşı sonrasında, hiçbir ülkede böyle bir düşünce ve böyle bir uygulama görülmemiştir. 1920'lerden, 1930'lara kadar, dünyada belli başlı iki ekonomik sistem vardı. Bunlardan biri, ferdin özgürlüğüne ve teşebbüs gücüne dayanan liberal ekonomi görüşü, diğeri ise toplumun özgürlüğüne ve teşebbüs gücüne dayanan Marksist ekonomi idi. Birinde ekonomik kalkınma ve gelişme ferde, ötekinde ise devlete bağlanmıştı.
BARIŞÇI DIŞ POLİTİKA
Atatürk'ün evrensel bir başka yanı da, iyi bir asker olduğu halde, barıştan yana olmasıdır. İnsanlar olaylara, meslekleri ve ihtisasları açısından bakarlar. Güçlükleri, uzmanlıkları ile aşmaya yatkındırlar. Bir asker için, milletlerarası bir ihtilâfın çözümü, askerî üstünlüğün ispat edilmesi ile mümkün olur. Askerî üstünlüğün ispatı da savaş ile olur.
LAÎKLÎK
Atatürk biliyordu ki, Avrupa üstün bir güç haline gelmişse, bunun baş sebebi, Hıristiyanlığın sultasından kendisini kurtarabilmiş olmasıdır, Avrupa'nın bütün başarısı, Hıristiyanlık bayrağını gönderden indirip, onun yerine akıl bayrağını çekmekten ibarettir.
Atatürk için, bu konuda yapılabilecek iki şey vardı: Ya, akılcı, bir din olan İslâmiyet'i, kaynağındaki akılcı prensiplere döndüren bir reform hareketine girişecek; ya da laikliği benimseyerek, din ve devlet işlerini birbirinden ayıracaktı.
Bu durum karşısında Atatürk'ün davranışı, iki yönlü olmuştur: Bir taraftan, dinin kaynağında olmayan, sonradan kurulmuş bazı dinsel müesseseleri, tekkeleri, zaviyeleri, türbeleri kapatmış, Hilâfet kaldırılmış; medreseler yerini okullara; Şeriat mahkemeleri, yerini yalnız kanunları uygulayan mahkemelere bırakmıştı. Öte yandan eğitim, tamamiyle millîleştirilmiş ve akılcı bir eğitim ve öğretim, toplumun bütün kanatlarına hâkim kılınmıştır.
Atatürk, sosyal müesseselerin, kapatmak, kaldırmak, yasaklamak yolu ile yok edilemeyeceklerini biliyordu. Onun için özellikle "Eğitim ve öğretim" üstünde durmuş, "Akılcı bir kültür" yaratarak "Dogmatizmi" yenmeyi düşünmüştür.
TÜRKÇE EZAN
Tanrı Uludur.
Şüphesiz bilirim, bildiririm.
Tanrı'dan başka yoktur tapacak.
Şüphesiz bilirim, bildiririm.
Tanrının elçisidir, Muhammed
Haydin namaza,
Haydin felâha!
Namaz uykudan hayırlıdır.
Tanrı Uludur,
Tanrı'dan başka yoktur tapacak.
|
|
|
|
|
ATATÜRK VE DİNDE (REFORM)
YENİDEN YAPILANMA
(22 Ocak 1932 Türkçe Kur'an Okunuşunun Yıldönümü)
ATATÜRK çok iyi biliyordu ki, Avrupa devletleri üstün bir güç haline gelmişlerse, bunun en başta gelen sebebi, kendilerini Hıristiyanlığın otorite ye baskısından kurtarabilmiş olmalarıdır. Eğer 13.yüzyıl başlarında Roger BACON ile başlayan ve 18 inci yüzyılda VOLTAIRE'lerle sürdürülen kilise kavgası yapılmamış ve özgür düşünce bu kavgayı kazanmamış olsaydı, Avrupa günümüzde de bir Ortaçağ beldesi olarak kalacaktı.
Avrupa'da bu kavganın verildiği yıllarda, dinlerin en genci olan İslâmiyet, 3 kıtanın büyük bir bölümünde zinde bir uygarlığı temsil ediyordu. İslâm kültürüne dayalı Osmanlı Devleti, çağın tek söz sahibi otoritesi idi. Belki de böyle çelişkisiz ve güçlü bir toplum olmak, Osmanlı İmparatorluğu yöneticilerini gevşetmiş, Avrupa'da olup bitenlere gereken dikkati gösterememişlerdir.
İslâmiyet'in dünyaya yayıldığı yüzyıllarda, bilime, felsefeye, sanata gösterilen büyük ilginin yavaş yavaş söndüğünü, çalışmaların durduğunu, bazı çalışmaların da ehliyetsiz din adamları tarafından engellenmeye başlandığını kimse fark etmiyordu. İşte bu karanlık ve gevşeklik içinde, bir zamanlar her alanda zaferden zafere koşan Osmanlı'nın, yenilgiden yenilgiye düştüğü görüldü ve sebebi pek de anlaşılamadan Osmanlı "Devlet-i Âlîyye"si çöktü.
ATATÜRK'ün din konusunda yapmayı düşündüğü reformların neler olduğunu, 1928 yılında yayınlanan İlahiyât Fakültesi tutanağından okuyalım.
DİNDE YENİDEN YAPILANMA TASARISI - (1928)
1- Büyük Türk Devrimi, bütün toplumsal kurumlarıyla başlıca iki gürünüm gösteriyor.
a) Bütün toplumsal kurumların bilimselleşmesi....
b) Bütün toplumsal kurumların ulusallaşması....
2- Toplumsal bir kurum olan din de yaşamın gereklerine katlanmak, ilerlemeye ayak uydurmak zorundadır. Dolayısıyla, Türk demokrasisinde din de gereksindiği gelişimi ve canlılığı göstermelidir.
3- Dinsel yaşam da, erdemsel ve gündelik geçimsel yaşam gibi ancak bilimsel düşünceler ve bilimsel yöntemlerle düzeltilmelidir. Bu düzelt¬me için kurulumuzun düşündüğü önlemler şunlardır:
*Tapınma Biçimi: Tapınaklarımız temiz, düzgün, gezilmeye ve görülmeye açık ve oturulabilecek bir biçimde geliştirilmelidir. Tapınaklarda sıralar, elbiselikler yapılmalı ve temiz ayakkabılarla tapınaklara girilmesi desteklenmelidir.
*Tapınmanın dili: Tapınmanın dili Türkçe olmalıdır. Ayetlerin, duaların, hutbelerin Türkçe biçimleri kabul edilmeli ve kullanılmalıdır.
*Tapınmanın görünüşü: Tapınmaların son derece güzel, coşturucu biçimde yapılması sağlanmalıdır. Bunun için yetenekli müezzinler, imamlar yetiştirmek gerekmektedir. Ayrıca tapınaklara çalgıların girmesi de gerekmektedir.
*Tapınmanın ideolojisi: Dinsel söylevlerde önemli olan yön, doğrudan doğruya dinsel olan değerler ve düşünsel (felsefî) içeriktir. Bunu verebilecek kimseler, güzel konuşmada yetkin din bilginleridir.
Bunların dışında yapılacak iş, din edebiyatının ve din felsefesinin kurulmasıdır.önemli olan, Kur'an'ın ve İslâm dininin insanî ve değişmez içyüzünü gösterir düşünsel (felsefî) bir araştırmadır. Şimdiye dek bu yapılmamıştır.
ATATÜRK, DİN KONUSUNDA
NE GİBİ REFORMLAR YAPMAYI DENEMİŞTİR?
ATATÜRK, Kur'an'ın Arapça'dan Türkçe'ye çevrilmesi için emirler verdi. Yeniden Yapılanma hareketine Ezanların ve Bayram namazlarında okunan tekbirlerin Türkçeleştirilmesi ile başladı. Hafızlara, tekbirin tercümesini okuttu ve çok beğendi.
1926 Ramazan'ında beklenmedik bir şey olmuş, İstanbul'da Göztepe Camii İmamı Mehmet Cemâlettin, Türkçe âyetlerle namaz kıldırmış ve bir fanatiğin namaz sonrası itirazından başka bir olay olmamıştı. Yaptığı, büyük medenî cesaretti ve ülkenin hayrına idi. Fakat ortam, bu ileri hareketi içine sindirecek olgunlukta değildi. Ancak bu hareketler, Ankara'dan dikkat ve biraz da endişe ile izleniyordu.
Sıra, imamların Türkçe Kur'an okumaları olayına gelmişti. 22 Ocak 1932 tarihinde ilk kez İstanbul'da Yerebatan Camii'nde Hafız Yaşar (OKUR) tarafından Türkçe Kur'an okundu. Sultanahmet Camii îmamı Hafız Sadettin KAYNAK, ise radyoda Müzemmil Sûresi'ni makam ve lahm ile değil de, hitabet tarzında okudu. O gece ATATÜRK, programı Saray'da dinleyerek fevkalâde memnun olmuş ve "Bravo Sadettin" diye bağırmıştır.
Güzel sesli hâfızlara okutulan Türkçe ezanlar radyo aracılığı ile bütün yurda yayıldı. Bunların dinlenmesiyle halkın Türkçe ezana ısınmasını sağlamaya çalıştı. Aslında bu denemelerle, toplumun bu konudaki tepkisini ölçüyordu. Toplumdan - ciddî sayılabilecek - bir reaksiyon gelmemiştir. Çünkü ATATÜRK'ü sevenler, onun her yaptığını benimsiyorlardı; korkanlar ise, seslerini çıkaramıyorlardı. Ramazan'da başlayan "Türkçe İbadet" kampanyası, görülmemiş bir ilgi ve gelişme gösterdikten sonra, birdenbire hızdan düştü ve "Türkçe Ezan" formülüne dönüştü.
18 Temmuz 1932 tarihinde, ezanın Türkçe okunması, Diyanet İşleri Bakanlığı tarafından ilgililere duyuruldu.
|
|
|
|