ruzad.gg.jpg


VAROLUŞ ve VARLIK BİLİNCİ


VAROLUŞ ve VARLIK BİLİNCİ


ruzad_ba_likk.jpg

Güney HAŞTEMOĞLU

varolusbilinci.jpg

Varoluş, varlığın iradesi dışında cereyan eden bir durum. Varlığın bilinçlenerek varoluşun farkına varması, varoluşu yaşaması ise ondan beklenendir. Tüm bu uzun yolculuklar, acı tatlı deneyimler, sevinç ve aşk varlığın bilinçlenme serüvenidir.

Bu arayış acı olmak zorunda mıydı? Acıları seçen biziz. Bizi varlık bilincine ulaştıracak sevgiyi, gücü yanlış yerde arıyoruz.

YÜCELİĞİN ORTAK MESAJI

İnsanlık yeryüzünde 13. Vernal devreyi yaşıyor. Her vernal devre bir hasatla kapanıyor. Yine bir dönemin sonundayız. Yücelik yeryüzündeki elverişli tüm kalplere iniyor. Mesaj tüm dünyada ortaktır:

"İnsan varolan her şeyle bir bütündür. İnsan buna inanmalıdır. İnsan varlığının gücünü ve değerlerini Bütün ile paylaşmalıdır. Bu paylaşım Bütüne bilinçli hizmettir. Bilinçli hizmet insanı varlığının daha üst bilinç basamaklarına açar."

Sevgili arkadaşlar, dostlar, kardeşler gerçekte varlık bilincinin sırrı bu iki üç cümlenin içindedir. Hiçbir kimsenin veya şeyin kendisinden ayrı olmadığına inanmak ve hizmeti bilinçle yapmak gücümüzü arttırır, içimizdeki gerçek sevgiyi bize yaşatır. Bütüne bilinçli hizmet gerçekte ruhsal hizmettir.

İnsan önce sevilendir. O'nun sevgiyle yarattığı, Yüceliğin ilk yaratılıştan bugüne koruyup kolladığı varlık olarak insan yeni bir çağa bizzat kendisi severek girebilecektir. Sevilen ve sonra da seven olmak insan olmanın olgunluk basamaklarıdır.

VARLIK BİLİNCİ, ALÇAK GÖNÜLLÜ OLMAKTIR.

Konuşurken çok basit gelen pek çok kavramın gerçekte çok uzağındayız. Örneğin alçak gönüllü olmak. İnsan varolan her şeyle bir bütün olduğuna gerçekten inanmazsa alçak gönüllü olamaz. Çünkü ben ve başkaları şeklinde bir ayrım vardır. Ayrım varsa eşitlik oluşmaz. Alçak gönüllülük insanın varlıksal bütünlüğe ve bilince götürür. Çünkü kalp ve zihin açıklığı ortaya çıkar.

Bir Olan'ın insana görünmesi ve dilediğini yapması mümkün olduğu halde, onu vernal devreler boyunca beklemesi ve varediş amacına doğru yavaşça yürütmesi, baştan sona muazzam bir alçakgönül planıdır.

Alçakgönüllü olmak, dünyasal hırslardan uzak olmaktır ancak manevi değerlerin azına razı olmak değildir. Manevi zenginlik için bir ön şarttır. Sıradan bir insan olmak değildir. Aksine, sıradan olanın üzerine çıkmak, egoda küçüldükçe, özde büyümektir. Sadeleşmek, bilgi karmaşasına düşmeden, çok yönlü gerçeği net görebilmektir.

Alçakgönüllü olamayan, değerleri kendinden bilir veya onları kazandığı için kendine ait sayar. O'nun verdikleri olmasa, bir hiç olacağını kabul edemez. İnsan değer üretmeye yarayan bir vasıtadan başka bir şey değildir. Akıl verildiği için akıllı bir vasıtadır. Gelişme yeteneği verildiği için gelişen, irade verildiği için gelişmeye çalışandır. Bunun gibi pek çok güçle donatılmıştır. Bu değerleri kullanmadığı zaman, kayda değer bir bulunuşu olmaz. Bu gerçeği kabul edebilen kişinin, sıradan insanda kapalı kalan farklı hassaları aktifleşmeye başlar. Kullandığı her değer Yücelikle olan bir bağıdır. Artan değerlerle bağları artar ve güçlenir. Daha fazla birlik teessüs eder.

VARLIK BİLİNCİ, DÜNYASAL GÖREVLERİMİZİ
RUHSAL HİZMET HALİNE ÇEVİRMEKTİR.

Dünyadaki yaşam, bir hizmet verme/hizmet alma ağı üzerine kuruludur. Bitkiler ve hayvanlar da aynı yasaya tabidir. Fizik ortamda ve sosyal ortamda olduğu kadar ruhsal alanda da bu hizmet verme/hizmet alma ağı içinde varoluruz. Bu aynen ekolojik sistem gibidir. Bedenimizdeki hücreler, organlar da aynı esas altında bütüne hizmet verirler ve bütünden hizmet alırlar. Böylece bütün yani beden birlik içinde varlığını sürdürür.

Yaşamımızı sürdürmemiz dünyasal görevlerimizi yerine getirmemize bağlıdır. İnsan olabildiğince çok hizmet almak ve olabildiğince az hizmet vermek hesabıyla görev yaptığı için görevler ağır gelmekte sayısız sorun var gibi görünmektedir.

Görev/hizmet ilişkisini ruhsal açıdan düşündüğümüzde gerçek hizmetin Ruhsal Sistemlerce verildiğini bizim sadece aracı olduğumuzu anlarız. Dünyasal görevlerimiz, karşılığında para kazandığımız veya çeşitli ilişkiler, vicdanî sorumluluklar gereği yerine getirdiğimiz hizmetlerdir. Bu görevlerin ne olduğunun hiç önemi yoktur. Ancak ortada insana, topluma, doğaya bir hizmet vardır, bu hizmetin gerçek sahibi ise Ruhsal Sistemdir; bizler hizmeti en ince ayrıntısına kadar elimizden geldiğince mükemmel yapmak ve sonra da sonucu sahiplenmemek durumundayız. Biz bu gerçeği kavradığımız ve eyleminde bulunduğumuz kadar aynı biçimde bize hizmet verildiğini ihtiyaçlarımızın karşılandığını görürüz.

Dünya görevimizle ruhsal hizmet bağlantımızı kurduğumuzda, hiç kimsenin günlük telaş ve koşturmaca, ekmek parası kazanma savaşı içinde ruhsal hizmet için vakit ayıramadığı gibi bir mazeretinin mümkün olamayacağı ortaya çıkar.

Ruhsal hizmet, uyandığımız andaki bir şükürle, birlikte yaşadığımız aile fertlerine saygılı güzel bir günaydın deyişle başlayan, gün boyunca herkesle ve her şeyle ilişkimizde, her eylemimizde akşam uyku zamanına kadar devam eden bir süreçtir.

Her eylem gibi ruhsal hizmet de dönücüdür. Verdiğimiz hizmetin değeri yükseldikçe bizim içinde bulunduğumuz her türlü ortam da değişir, yükselir, sorunlardan arınır. Günlük telaş, koşturmaca, ekmek kavgası gibi şeylerin bizim ruhsallıktan uzak görev anlayışımız olduğunu, anlayışımız değişince bütün bunların ortadan kalktığını görürüz.

Tek tek kişilere, şu veya bu canlıya hizmet verdiğimizi düşünürüz. Gerçekte ise hizmet verdiğimiz varlık üzerinden Bütüne hizmet ederiz ve Bütün'den hizmet alırız. Bu döngüye girmek şu anda anlayamadığımız, bize çok yakın olduğu halde bizim uzağında kaldığımız gerçek sevgiyi yaşamaktır.

VARLIK BİLİNCİ, CİDDİYET ve GÜVENİLİRLİLİKTİR:

Karakter özelliği olarak ciddiyet güvenilir olmaktır. Dostluğuna, sözüne, bilgisine, yaptığı işe, edebine, zarafetine, ahlakına güvenilmesi, bir kişinin ciddiyeti ile doğrudan ilgilidir. Günlük yaşamda insanlar, yöneticiler, devletler çok kolaylıkla "güvenilirlik"ten saparlar ve bu olağan karşılanır. Bu nedenle de herkes, herkese karşı tedbirli ve ikiyüzlüdür. Ve yine bu nedenle uluslar arası, toplumlar arası ve kişisel ilişkiler açısından insanlığın durumu acı veren bir tablodur. Ciddiyet bu yönüyle bir ahlak sorunudur.

Ruhsal yol bir yüksek ahlak, sevgi ahlakı üzerine kuruludur. Bu sevgi sadece insanları, hayvanları vs yi koşulsuz sevmek diye tarif edilemez. Bu sevginin içinde aynı zamanda O'na iman, teslimiyet, sabır, kul olma, saygı, haddini bilme, edep, hayâ, yanlışlarından tövbe vardır. Bunlar varsa insan gerçekten, iyi ve doğrudur, gerçeğin bilgisinde ve eylemindedir, kozmik sevgiye ulaşmıştır. Öyleyse ruhsal yolda aranan ciddiyet, kişinin imanına, teslimiyetine, sabrına, saygı ve edebine duyulacak güvendir; verilen bilgiyi eyleme geçirme cehdine, doğruluğuna duyulacak güvendir. İçinde bulunduğumuz çağ, Ruhsal Sistemle işbirliği ve ortaklık çağıdır ve çok doğal olarak Sistem, güvenilir olanı ortaklığa kabul edecektir.

Ruhsal Sistemlerin insanlara yardım ettiği, insanlığın pek çok hatasını doğrudan önleyerek veya düzelterek insana sonsuz fırsatlar tanıdığı dönem bitmiştir. İnsanlık geçen yüzyıllarda olmadığı kadar kandırıcı, yoldan çıkarıcı seçenekler karşısındadır. Bu, büyük bir elek sistemin çalışmasıdır ki, içinde bulunduğumuz vernal devrenin bitiminde insanlık için en büyük sınav ortamını açmaktadır. Sonuçta kusursuz ciddiyetiyle güvenilir bir ahlaka sahip olanlar Ruhsal Sistemlerle işbirliğine girecek, diğerleri son vernal devrenin insanı yükseltmek istediği yere ulaşamamış olacaklardır.

GEÇMİŞ SOHBETLERE DÖN


ruzad@ruzad.org