ruzad.gg.jpg


CİNLERLE İLGİLİ AYETLER

Hz.SÜLEYMAN ve CİNLER

CİNLERE SIĞINMA


CİNLERE SIĞINMA


ruzad_ba_likk.jpg

Hadid (Sınırlar) Sûresi'nden hatırlanacağı üzere, ayetlerde yücelik "Biz kitapları, peygamberleri indirdik ve sınırlar koyduk" demekteydi. Bunlar kendilerine hatırlatıldığında ve yaptıkları, söyledikleri ile karşılarına konduğunda, ins denilen toprak grubu saf kişilerin ve cin denilen zeki kişilerin asla yalan söyleyemeyeceklerine inanmışlardır. Oysa onlar, nesflerine kapılarak, yaldızlı laflarla hem birbirlerini hem de kendilerine inananları kandırmışlardır

4.Ve dedilerdi ki: "Sınırı aşmış, haktan ve doğruluktan uzak ahlâksız kişilermişiz!". [ve ennehü kâne yekuûlü sefiyhünâ alallâhî şetatâ]
5."çünkü zannederdik ki, insler ve cinler Yüceliği asla yalanlamazlar." [ve ennâ zanennâ en len tekuûlel'insü vel cinnü alallahî keziba]

Cinlere sığınmak Yemen'de bir kavimden başlamış, sonra Beni Hanife'ye geçmiş, ardından Araplarda yaygın hale gelmiştir. Anlaşılacağı üzere, bu tür düşünce gruplarını bulamayanlar da bu kez sinerjik alanlara, saf enerji boyutlarına ulaşmaya çabalamışlardır. Sonuçta akıllarını kullanmayan ve sistem bütününü reddeden bu kişilerin sinerjik enerjilere sığınma dualarına tılsım ve efsûn (büyü) denmiştir. Halen yatırlara mum adama veya muska yaptırma da bunun bir uzantısıdır. Birbirlerini körükleyen ve sınırları, değerleri reddederek kendi başlarına hareket eden bu kişiler ve grupların içinde kötülük ve kargaşa, zulüm ve haksızlık, haram (yasak, gizli) işleri yapmak sıradanlaşmıştır. Bu eylemler kişiliklerde de günah, cüret, taşkınlık, hafiflik, geçimsizlik, kibir olarak belirginleşmiştir. Üstelik bu kişiler, akıl-şuur-idrakin uyandırılamayacağını; bütünleşen nesflerin BİREY'e dönüşemeyeceğini sanmaktadırlar.

6."ve şüphesiz cinlerin mevki sahiplerine inslerin mevki sahipleri sığınınca, onların kötüye düşkünlükleri arttı." [ve innehü kâne ricalün minel'insi ye'üzûne biricâlin minelcinni fezâdühüm rehekaâ]
7."ve şüphesiz onlar da bizim sandığımız gibi, o yüce sonsuz birliğe uyanışı/ dirilişi yok zannediyorlar" [ve ennehü zannü kemâ zanentüm en len yeb'asallahü ehadâ]

...................
Kendi aralarında muhakeme yapan ve akıl yoluyla gerçeğe ulaşmaya çabalayan kişilerin içine düştüğü en büyük açmaz da şudur: Yoldan çıkan ve her türlü mel'aneti yapan bu beşer kişilerin ve grupların özlerinin iradesi nedir? Bu kişiler ve gruplar ona akıl yoluyla mı yoksa kötülülük yapa yapa mı ulaşacaklardır? Şüphesiz ki bu gruplar arasında iyiler de vardır, kötüler de... gruplar da aralarında çeşitli yollara ayrılmışlardır.

10."ve şüphesiz biz, onların Öz Varlıklarının (Rablerinin) topraklar (beşer) arasında kötülükle mi; yoksa akıl yoluyla mı kendisine ulaşılmasını murad ettiğini anlayamadık." [ve ennâ lâ nedriy eşerrün üriyde bimen fiyl'ardı em erâde bihim rabbühüm reşedâ]
11."ve şüphesiz bizim aramızda iyi (salih/ kurtulmuş) kişiler ile alçaklar da vardı; yollara (gruplara) ayrılmıştık." [ve ennâ minne's-sâlihûne ve minnâ dûne zâlik, künnâ tarâık kıdedâ,]

Üstelik bu gruplar, öylesine yüksek egolara sahiptirler ki, kendilerine bir şey olmayacağını, hiçbir gücün onları alt edemeyeceğini zannetmektedirler. Bu yüzden de kendilerine yapılan ikazlara aldırmamış, inanmayarak kulak arkası etmişlerdir. İnanmazlığın temelinde, "yalan" yatmaktadır; oysa şimdi idrak etmektedirler ki, Öz Varlık bütününe ve kendi özlerine inanan, güvenen varlıkların yalan söylemeye ihtiyaçları yoktur.

12."ve şüphesiz biz, toprak (beşer) unsurların sonsuza kadar asla aciz kalamayacağını ve asla harap olmayacağını zannettik." [ve ennâ zannennâ en len nu'cizallahe fiyl'ardı ve len nu'cizehü herebâ]
13."ve şüphesiz o zaman duyduklarımızın doğruluğuna inanmadık; [ve ennâ lemmâ semi'ne'l-hüdâ âmennâ bih,] Tanrısal Özüne inananın gizli/saklısı yoktur ve haramla uğraşmaz." [femen yü'min birabbihi felâ yehâfü bahsen ve lâ rehekaâ]

..........................
Zamanında, Hz.Süleyman da El-VELÎ "dost" makamına ulaşmıştır. Oysa onun çevresinde-kilerin büyük kısmı, cin denilen kişi ve gruplara, yani inkârcı iftiracı, gerçekleri örtenlere inanmış ve onların peşinden gitmişlerdir.

Sebe' (S.B.) Sûresi:
41.dediler ki: "dostumuz olan seni, eksikliklerden uzak tutarız" (kaâlu sübhhâneke ente veliyyünâ min dûnihim,); Oysa onlar cinlere biad ediyorlardı (bel kânu ya'büdûnel-cinn,); ekserisi onlara inanıyordu. (ekserihüm bihim mü'minûn)

.........................
O dönem geldiğinde ve ortam oluştuğunda ise, bu gruplardan oluşan halkın ortak şuuru ve bu şuurun bulanıklığı ise çok daha beter bir durum ortaya koyacaktır. Bu sinerjik güç, kendi çılgınlığının yarattığı sanrılardan beslenecektir. Zaman zaman kuruntular depreşecek ve galeyana gelerek yöneticileri de içine alan bir kargaşa yaratacaktır. Ancak İşitsel Kişiliğin temsilcisi Rabb (eğitmenler, bilgileri sentezleyenler), Görsel kişiliğin temsilcisi Melik (Yasa ve değerleri yürütenler) ve Sentez Kişiliğin temsilcisi İlâh (Yüce RUH'u giyinmiş olan Bireyler) bu kargaşayı düzeltebilir ve engelleyebilirler.

Nâs (Dogmalara İnananlar) Sûresi:
1.De ki: "Nâs'ın Öz Varlığına (halkı eğitenlere) sığınırım" [kul e'üzü biRabbi'n-nâsi]
2."nâs'ın yetkinine (halkın sorumlu kişisine) [meliki'n-nâsi]
3."nâs'ın Yücesine (halkın birey olmuş kişisine)" [ilâhi'n-nâsi]
4."fırsat bulunca dönüp gelen sinsi vesvesenin (kuruntunun) şerrinden, (kötülüğünden)" [min şerri'l-vesvâsi'l-hannâs]
5."ve de nâs'ın (halkın) içinden çıkan vesveseden (kuruntudan)" [elleziy yüvesvisü fiy sudûri';n-nâsi]
6.Nâs'ın (halkın) çılgınlığından dolayı. [min'el-cinneti vennâs]

Şefkatle Saran ve Koruyan Sonsuz-Sınırsız Yüce Nizam ve Adalet Adına de ki: "Halkın çılgınlığından ve de halkın içinden çıkan sanrıdan dolayı; fırsat bulunca dönüp gelen sinsi kuruntunun yaratacağı kötülükten; halkın Yücesine (EL-İLAH), Sorumlu Yetkinine (EL-MELİK), aklını ve gönlünü bir ederek eğitip sahip çıkana (ER-RABB) sığınırım!"



Konuşmanın detaylı anlatımını ve devamını dernekten temin edebilirsiniz.

GEÇMİŞ KONUŞMALARA DÖN


ruzad@ruzad.org