|
Selma MİNE
Bu sohbetimizde, mistik çağda sembolik şiirlerle iç dünyanın ve tekâmül basamaklarının tırmanışı üzerinde Yunus Emre, Fuzûlî ve Mevlânâ'dan şiirler üzerinde durulacaktır. Anadolu'da aşk şairleri tarafından sazlı şekilde Anadolu Türkçesiyle dile getirilen akışlar, saray çevrelerinde "Divan Şiir" denilen Türkçe-Farsça ve Arapça karışımı kendi içinde müzik kalıplarını barındıran bir tarzda sunulmuştur. Ancak her ikisinde de semboller aynıdır. Bilene ve anlayana bir mana ifade edecek, avam için ise sıradan bir aşk ve meyhane şiiri olacaktır.
Örneklemelere geçmeden önce, sembollerle ilgili bilgileri anımsamakta yarar vardır:
# Aşk/ Işk: Işık, aydınlanmanın, farkındalığın, kendini ve varlığını bilmenin bir söyleniş tarzıdır. İnsanın özünde yücelik, kişiliğinde bütünlük olmasından dolayı, bin bir gereksinimine karşılık bin bir Yüce İsmin "Esma'ül-Hüsnâ" her birine yaradılış olarak ihtiyacı vardır. Bağlanılan gereksinim, özlem ve arzu yaratır. Bu sevgidir (muhabbettir). ve dahi, aşktır. Ruhun mükemmelleşmesine göre sevginin sıralı düzeni, esmanın yasaların sırasına göre gelişir. Sevgi (muhabbet) dahi, sonunda Yüce Sevgi'ye dönüşür . * Tarikat ehlinin birbirlerine selam ve aşinalık işareti
# Âşık (eril): 1.Birine karşı şiddetli sevgi ve ilgi besleyen (üftade, sevdalı, tutkun, vurgun, meftun, yangın) 2.(Mec) Bir şeye karşı aşırı tutku duyan, 3.Saz ve tambura çalan kahve şairi, 4.Saz şairi. *(dişil). Âşıka
Âşık (IŞK) sözcüğü "eril" ifadedir... genelde âşıka (seven kadın) ifadesi pek kullanılmaz. Âşık'ın karşısında bir SEVGİLİ (mâşuka/ sevilen kadın) vardır. Mâşuk, "sevilen erkek" yerine "seven erkek" olarak anlamını sürdürmüştür.
# Âşık-ı dîdâr-ı pâk: Yüceliğin temiz yüzüne (hakikate) âşık olan. *Saz şairi.
# Aşk-ı eflâtunî: Platonik aşk. Maddeye bağlı olmayan aşk.
# Aşk-ı hakikî: Hakikî aşk. Allah için sevmek. Allah sevgisi.
# Aşk-ı kimyevî: (Fr.Affinite) Fıtrî meyil ve alaka. Kimyasal öğeler arasında birbirine karşı olan çekim ve birleşme eğilimleri; ki yasalar çerçevesinde meydana gelirler.
# Aşk-ı lâhûdî: Cenab-ı hakka olan sevgi ve muhabbet. Aşk-ı İlâhî, Aşk-ı Hakikî, Aşk-ı Manevî gibi deyimler, Cenab-ı Vâcib-i Vücud'a duyulan şiddetli sevgi ve tutkuyu ifade eder.
# Aşk-ı mecâzî: Ölümlü, geçici şeylere duyulan aşk. Nefs ve şehvet arzusuna dayanan aşk. *(Tas:) Olgun, ergin bir kişinin Cenâb-ı Hakka dair şiddetli sevgisinden önce, ölümlü/ geçici şeylere duyduğu aşktır.
#Yıldırım aşkı: "Berk" olarak da ifade edilen, yıldırımın yolundan inen ani ve parlak akış hali, zihin açıklığıdır. Bazı velilerin "Cenneti istemiyoruz, bir Yüce (İlâhî) sevgi ŞİMŞEĞİ bize ebediyen yeter" ifadesi bunu açıklamaktadır.
Hal böyle olunca, hangi kademeden bakarsanız, aşk orada vardır!
1.Beşer için karşı cinse karşı duyulan fiziksel istek ve kavuşma özlemi şeklini alır. Çünkü burada fiziksel temas ve doyum söz konusudur; bu yüzden de kavuşma olunca, aşk biter. (Aşk-ı kimyevî). Salt maddeden yaklaşan materyalist kişiler açısından, "make love" yani sevişme ifadesinin fiziksel eylemini ifade etmektedir. "Yıldırım aşk", burada ani ten heyecanı, cinsel cazibe olarak düşünülebilir. (Aşk-ı mecâzî)
|
|
|
|
|
|
|
2.İnsani boyutta, olay cinsellikten sıyrılmaya ve gönüldaşlığa doğru tırmanmakta; kişinin kendi tarzında, kendi duygu ve düşüncelerini paylaşacağı bir gönül arkadaşlığına, dostluğuna dönüşmektedir. Yine yukarda sözünü ettiğim gibi, burada "make love" değil "fall in love" yani sevdaya kapılma söz konusu olmaktadır. Bu sevda kişinin kendini arayışında uğradığı durakları (Yüce Yasaları) da işaret etmektedir. Erkek için kendi dişil (duygu) yanı; kadın için kendi eril (akıl) yanına kavuşma savaşıdır. "Yıldırım aşk" burada ani olarak kendi farkındalığını kavrama ve onu yaşama halidir. Sonuç, "ruhsal dinginlik"tir. Günümüz deyimiyle akıl+gönül birlikteliğidir. Tüm "Ferhat-Şirin, Leyla-Mecnun" öykülerinin temel yapısı, beşeri gibi görünmesine rağmen, kişinin düaliteyi yıkma, kendini arama ve kendisiyle bütünleşme temasıdır. (Aşk-ı manevî, Aşk-ı hakikî)
3.Üst düşünce boyutlarına gelindiğinde, ünlü düşünür Eflatun (Platon)'un ortaya koyduğu şekliyle Platonik aşk denilen durum söz konusu olur. Buradaki, hedeflenen VAROLUŞ GERÇEĞİ'ne ulaşmaya çalışan, kristalize olmuş bir ADEM modelidir. Cinsellik söz konusu değildir. (Kutsal metinlerde adam-kadmon; erdişi olarak ifade edilir. İkinin BİR olması halidir. Ki "Orada kendi Tanrısal Öz'ünüz ile karşılaşacak ve yüzyüze oturacaksınız" ifadeleri vardır.) Yaratımın her an ve her şeyde görünüp kaybolmasından ve yeniden yeniden ortaya çıkmasından ve her defasında biraz daha ileriye doğru sıçramasından ötürü duyulan tarifsiz merak, öğrenme heyecanı, onları bulma, bilme tutkusudur... Bu konumda "Yıldırım Aşk" ise, işte o temel yasaların aniden kavranma isteği, şevki, ve maddeye aktarma tutkusu olmalıdır! (Aşk-ı eflâtunî, Aşk-ı lâhûdî)
Bir âyet şöyle der: "Ey nâs, sen Tanrısal Özüne, gerçek sahibine ulaşmak için çırpınan bir savaşçısın!" Dolayısıyla kişinin kendi Yüce Öz'üne, aklına, sentez kişiliğine, ortak şuura, varlık bütününe kavuşma sevdası ve verdiği savaştır, AŞK!.. Gerçeği arama ve gerçeğe ulaşma, kavuşma; kendi benliği ile BİR olma (ki buna "vuslat" denir) macerasıdır.
Bu macerada iki kişi vardır:
1.Âşık -> Ma'şuk (seven erkek) -> (çöllere düşen) Mecnûn -> (dağları delen) Ferhat
2.Mâ'şuka (sevilen kadın) -> Leylâ (Arapça) -> Şîrin (Farsça)
# Çöl, sembolik olarak hiçliktir, bütünün içinde zerre olmaktır.
# Dağlar, tekâmül denilen "kâmil insan" veya sentez kişi olma basamaklarını tırmanmak üzere geçilmesi gereken sınırlar, takıntılar, içsel engellerdir.
|
|